ANA SAYFA

 1. KİTAP BÖLÜM 1

1. KİTAP BÖLÜM 2

1. KİTAP BÖLÜM 3

1. KİTAP BÖLÜM 4

1. KİTAP BÖLÜM 5

1. KİTAP BÖLÜM 6

1. KİTAP BÖLÜM 7

1. KİTAP BÖLÜM 8

1. KİTAP BÖLÜM 9

1. KİTAP BÖLÜM 10

1. KİTAP BÖLÜM 11

1. KİTAP BÖLÜM 12

  1.KİTAP BÖLÜM 13

1. KİTAP BÖLÜM 14

1. KİTAP BÖLÜM 15

1. KİTAP BÖLÜM 16

1. KİTAP BÖLÜM 17

1. KİTAP BÖLÜM 18

1. KİTAP BÖLÜM 19

1. KİTAP BÖLÜM 20

1. KİTAP BÖLÜM 21

1. KİTAP BÖLÜM 22

1. KİTAP BÖLÜM 23

1. KİTAP BÖLÜM 24

2. KİTAP GİRİŞ BÖLÜMÜ

2. KİTAP BÖLÜM 1

2. KİTAP BÖLÜM 2

2. KİTAP BÖLÜM 3

2. KİTAP BÖLÜM 4

2. KİTAP BÖLÜM 5

2. KİTAP BÖLÜM 6

2. KİTAP BÖLÜM 7

2. KİTAP BÖLÜM 8

2. KİTAP BÖLÜM 9

2. KİTAP BÖLÜM 10

2. KİTAP BÖLÜM 11

2. KİTAP BÖLÜM 12

2. KİTAP BÖLÜM 13

2. KİTAP BÖLÜM 14

2. KİTAP BÖLÜM 15

2. KİTAP BÖLÜM 16

2. KİTAP BÖLÜM 17

2. KİTAP BÖLÜM 18

2. KİTAP BÖLÜM 19

2. KİTAP BÖLÜM 20

2. KİTAP BÖLÜM 21

2. KİTAP BÖLÜM 22

2. KİTAP BÖLÜM 23

2. KİTAP BÖLÜM 24

2. KİTAP BÖLÜM 25

2. KİTAP BÖLÜM 26

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2. Kitap Bölüm 10

tahdis etmiş oldukları rivayetin aslı yoktur, ayrıca bu rivayetle çelişkili olarak şu şekilde de başka bir rivayetler tahdis ettiler, Örneğin:

“... Ahmet b. İsa, Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’dan: “Sizin veliniz, ancak Allah, Resûlü ve iman edenlerdir.” (Mâide, 55) âyetiyle ilgili olarak şöyle rivayet etmiştir: <<Sizin en layık olan ve sizin işlerinizi, kendinizi ve mallarınızı yönetmeye en fazla hak sahibi olanlar, Allah, Resûlü ve iman edenlerdir. Burada geçen iman edenlerden maksat, Ali ve o’nun soyundan kıyamete gününe kadar gelecek olan imamlardır.
Sonra Allah onları vasfetmiş ve şöyle buyurmuştur: “Onlar namaz kılarlar, rükûda ikan zekat verirler.” (Mâide, 55) ........” (Usul-u Kâfi sh 410 H.754.)

Görüldüğü gibi, İmamların zekat verdiğini tahdis etmekle, evvelki rivayetleriyle çelişkiye düşmüşlerdir. Maide 55 ayetine olan anlayışları da da çok ilginçtir, şöyle ki, Kur’an’dan mealen:

- Sizin dostunuz ancak Allah Teâlâ'dır. Ve onun Peygamberidir ve imân etmiş olanlardır. O imân edenler ki, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirler ve onlar rükû’a varanlardır. 5/55

Ayette bütün müminler belirtilmişken, İmamlara tahsis etmeleri doğru bir anlayış olmadığı gibi, ayette Rüku halinde zekat vermekten bahsedilmemektedir, Müminlerin zekat verici ve Rüku edici olmalarından bahsedilmektedir. Rüku halinde zekat vermek namazı bozar, Namazda emredilen duruş şekli “Kanitin” yani ihtiram duruşudur, zekat veya başka bir şeyle meşgul olmak İhtiram duruşunu bozacağından, dolayısıyla namaz bozulmuş olur.

İMAMİYYE ŞİASINA GÖRE MEHDİNİN KAYBOLUŞ NEDENİ KORKMASIDIR

“... Zurare şöyle rivâyet etmiştir: Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’ın şöyle dediğini duydum: <<Mehdi, kâim olmadan kaybolacaktır. Çünkü korkacaktır. >> İmam karnını eliyle göstererek, o’nun öldürülmekten korkacağını gösterdi.” (Usul-u Kâfi sh 500 H.901.)

“... Zurare şöyle rivâyet etmiştir: Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’ın şöyle dediğini duydum: <<Kâim (aleyhisselâm) ortaya çıkmadan önce, ortadan kaybolacaktır.>> “Niçin?” dedim. Buyurdu ki: <<Korkacaktır -eliyle karnını göstererek- öldürülmekten korkacaktır.>> (Usul-u Kâfi sh 497 H.892.)

Müminler, Allah yolunda katledilmekten korkmazlar, ayrıca, Allah adına İslam Dinini tebliğ edenlerin korkması olacak şey değildir, böyle bir olay onların tebliğ yapabilecek karakterde olmamaları manasına gelir ki, Allah’ın emrine karşı gelerek, görevlerini yapmamayla aynı şeydir. Kur’an’dan mealen:

- Onlar ki, halk kendilerine: "(Düşman) İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun!" deyince, (bu söz,) onların imanını artırdı. Ve: "Allah bize yeter, O, ne güzel vekildir." dediler. 3/173

- Bundan dolayı Allah'tan bir nimet ve bollukla geri döndüler, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadı. Ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir. 3/174

- Allah’ın kendisine takdir ettiği bir şeyi yerine getirmekte, Peygambere herhangi bir güçlük yoktur. Sizden önce geçenler arasında da Allah'ın yasası böyle idi. Allah'ın emri, olup bitmiş bir şeydir. 33/38

- (O peygamberler), Allah'ın mesajlarını duyururlar, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak Allah yeter. 33/39

- Onlara Nûh'un haberini de oku! Hani, toplumuna şöyle demişti: "Eğer benim konumum ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa artık ben, Allah'a dayandım. Siz de ortaklarınızla bir araya gelip işinize bakın. Yapacağınız şey size bir kaygı da vermesin, hükmünüzü bana uygulayın. Ve bana fırsat da vermeyin." 10/71

- "Yüz çevirdiyseniz çevirin. Ben sizden bir ücret istemedim. Benim ücretim, Allah'tan gelecektir. Bana, Müslümanlardan/Allah'a teslim olanlardan olmam emredildi." 10/72

Görüldüğü gibi, Mehdi için İddia etmiş oldukları kayboluş gerekçesinin İslam dininde yeri yoktur.

İMAMİYYE ŞİASININ KADER ANLAYIŞI

“... Muhammed b. Yahya kendisine anlatan birinden, o da Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’dan şöyle rivâyet etmiştir: <<Ne cebir ne de tam serbestlik. Doğrusu, bu ikisinin arasındaki bir çizgidir.>> Dedim ki: “Bu ikisinin arasındaki çizgi nedir?” <<Bunun örneği şöyledir: Bir adamın günah işlediğini görsen, onu bu günahtan alıkoymaya çalışsan; ama o seni nehyetmene aldırmayıp bu günaha son vermezse ve sen de onu bıraksan, o bu günahı işlemeye devem etse, senin uyarını dinlemediği için onu terk etsen, bu senin ona günah işlemeyi emrettiğin anlamına gelmez>>“ (Usul-u Kâfi sh 214 H.405.)

Kader açısından Cebir (Mecburiyet) ve İhtiyar (Serbestlik) konusu Asırlardan beri İnsanların zihnini meşgul eden ve onları cevap aramaya sevk eden bir konudur, bu konuya yalnız İslam adı altındaki mezheplerde değil, İslam dışındaki çeşitli inançlarda da rastlamak mümkündür. Konu doğrudan doğruya olayların nasıl meydana geldiğiyle ilgilidir, olayı izah etmeye çalışan birçok kimseler bir çıkmazla karşı karşıya kaldıklarını görmüşlerdir, zira olayların nasıl oluştuğu konusunda bir taraftan tuttuklarında diğer taraftan açık verdiklerini görerek şaşırıp kalmışlardır, insan zihninin karşılaştığı en kompleks problemlerden biri budur dense yeridir, İmamiyye şiası da çeşitli rivayetlerle bu olayı izah etmeye çalışmıştır. Yukarıdaki rivayetlerine baktığımızda, yaptıkları izahatın Cebir ve İhtiyar konusunu izah etmekten uzak olduğunu görürüz, zira bu konuda sorulan soru uyarı ve tesiri değildir, yapılan ve yapandır. Örneğin, İslam dinine göre düşünceler dahil her şey Allah tarafından yaratılmaktadır, hal böyle olunca bir kimsenin iyi veya kötü olması olayında olayı kime aittir. Bu konuda, ilginizi çekeceğini düşündüğüm Kur’an’a dayalı olarak yapmış olduğum çalışmam şu şekildedir:

KADER AÇISINDAN CEBİR VE İHTİYAR MESELESİ

Bilindiği gibi bu konu Kaza - Kader veya Cebir ve İhtiyar adıyla çok eski devirlerden beri süre gelmektedir. Bu olayın tartışılması veya gündeme getirilmesi, İslam dini adına oluşturulmuş bir olay da değildir. Bu olayın tartışılması ve gündeme getirilmesi konusuna bütün dinlerde ve bütün felsefi ekollere hatta tek tek şahısların gündeminde rastlamakta mümkündür, birçok insan zihninde bunun sürüp gitmesinin temel nedeni, bir olgu içerisinde iki zıt olgu içermesi, bu olgulardan birine evet dendiğinde kaybolmaması gereken diğer olgunun kaybolması veya izahsızlığa düşülmesi halidir. Şöyle ki :

“Şüphesiz ki cebir ve ihtiyar ve bunları bağdaştırmak meselesi üzerinde araştırma yapmak, insan aklına âriz olan en kompleks problemlerden biridir. Çünkü merhum el-Akkad’ın da dediği gibi, << Bu mesele bütün dinlerde ve bütün felsefi ekollerde en karmaşık denklemdir...” (Prof. Dr. İrfan Abdulhamid, İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları Sayfa 297 Çeviren Dr. M. Saim Yeprem. Marifet Yayınları İstanbu1983 Baskısı.)
Meselenin neden hallolmadığı konusunda Gazzâli Şöyle demektedir :
“Gazzâli şöyle cevap verir : Allah Teâlâ’nın kudretinin taalluk ettiği fakat ilminde onu yapmayacağını bildiği şeyler hakkında bizde o şeyi yapmayacağının bilgisini yaratır. Bu mümkündür. Muhal olanlar ise şunlardır. Bir şeyi aynı anda ispat ve nefey etmek, varlık ile yokluğu aynı anda beraber düşünmek; bir varlığın aynı anda ve bir cihetten iki mekanda olması gibi şeylerdir.” (Prof. Dr. İrfan Abdulhamid, İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları Sayfa 293 Çeviren Dr. M. Saim Yeprem. Marifet Yayınları İstanbu1983 Baskısı.)
Birçok insanın zihninde olayın kilitlenerek çözümsüzlüğe gidilmesinin nedeni, Gazâli’nin örneklendirerek Muhaller yani imkansızlar kapsamına da ortaya koyduğu olaylarla ilgili mantığın hareket noktasıdır. Basitçe şöyle diyor, bir şey ya vardır ya yoktur, kapı ya kapalıdır yada açıktır, bunun haricinde insan mantığının kabul edeceği ve görebileceği bir şey mümkün değildir yani imkansızdır. Bu mantığın tahlili konu açısından çok önemlidir, imkansız dediklerini şu şekilde şıklara alabiliriz:

1- Bir şeyi aynı anda ispat ve nefey etmek, (bir şeyin varlığıyla yokluğunu aynı anda kanıtlamak. )
2 - Varlık ile yokluğu aynı anda beraber düşünmek.
3- Bir varlığın aynı anda ve bir cihetten iki mekanda olması gibi şeylerdir.

Bu mantık tarzı Kuran’da ki ayetlerle yakından ilgilidir ve tek taraflı olup, Birçok Kuran ayetini anlamaktan uzak olduğu gibi, tek taraflı olduğundan tabiattaki olayların birçoğunu da izahtan yoksundur. Şöyle ki, Kuran’dan mealen :

- Allah her şeyin yaratıcısıdır ve O her şey üzerine vekildir. 39/62

- İşte Rab'biniz Allah Teâlâ'dır. Ondan başka ilâh yoktur. Her şeyi yaratan O'dur. Artık ona ibâdet ediniz. Ve o her şey üzerine vekildir. 6/102

- İşte O'dur, Rab'biniz olan Allah ki, her şeyin yaratıcısıdır, O'ndan başka ilâh yoktur. O hâlde nasıl döndürülüyorsunuz?. 40/62

Görüldüğü gibi, Kuran öğretisine göre kainatta her ne varsa, her ne yaratılmışsa ve yaratılacaksa Allah tarafından yaratılmıştır ve yaratılmaktadır. Bu yaratma olayı her şeyi kapsayan bir olay olarak, düşünceler, hayaller ve istekler gibi maddi olmayan şeyleri de kapsar. Kainatta yaratılan hiçbir şey Allah’tan bağımsız olarak, Allah’ın yaratması dışına çıkamaz, çıkması halinde meydana gelen o şey de ilâh olmuş olur, zira bu durumda, Allah’tan izinsiz olarak kainatta bir olay meydana gelmiş olacaktır, bu mümkün değildir, Allah tek İlâh’tır ve İlâh’lığına kimseyi ortak etmez. Ancak kendi izniyle başkalarına yaratma konusunda izin verir, Her şeyi kendi yaratır, bu yaratmaya noksanlık getirmeyecek şekilde başkalarına da yaratma konusunda izin verir, Böylece bir olay içerisinde iki olay meydana gelmiş olur, bunun olabilirliğini kısmet olursa çalışmanın sonunda somut örneklerle belirteceğim, yaratma da izinli yetkilendirme olduğu konusunda, Kuran’dan mealen :

- Ve İsrail oğullarına peygamber gönderecektir. Ben size muhakkak bir mucize ile Rabbiniz tarafından geldim. Ben sizin için çamurdan kuş şekli gibi bir şey yaratırım (ahlûku) ederim, sonra ona üfürürüm, O da Allah Teâlâ'nın izniyle hemen kuş oluverir. Ve ben Allah'ın izniyle anadan doğma körü ve alacalık hastalığına tutulanı iyi ederim, ve ölüyü diriltirîm, ve size evlerinizde ne yediğinizi ve ne biriktirdiğinizi de haber veririm. Şüphe yok ki, bunda sizin için bir alâmet vardır. Eğer siz müminler iseniz. 3/49

- O zamânı hatırla ki Allah Teâlâ buyurdu: Ey Meryem'in oğlu İsa!. Senin üzerine ve annenin üzerine olan nîmetimi zikret, o zamanı ki, seni ruhulkuds ile teyit etmiştim, sen beşikte iken de yetişkin iken de insanlara söz söylüyordun. O zamanı ki, sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim ve o zamânı ki, benim iznimle çamurdan kuş şekli gibi bir şey yaratıyordun (tahlûku) da içine üfürüyordun, benim iznimle bir kuş oluveriyordu. Anadan doğma körü, vücudunda beyaz beyaz lekeler bulunan kimseyi de benim iznimle iyi ediyor idin. Ve o zamânı ki, ölüleri benim iznimle -hayat sahasına- çıkarıyordun. Ve o zamânı ki, İsrail oğullarını senden defetmiştim, onlara açık mucizeler ile geldiğin vakit de ki, onlardan kâfir olanlar: "bu apaçık bir büyüden başka değildir" demiş idi. 5/110

Yaratma konusunda bu özel bir durumda değildir.
Müşriklerin peygamberimiz için, Kûran’ı kendisi bir uydurma olarak yarattı demeleri. şöyle ki, Kuran’dan mealen :

- Biz bunu son dinde de işitmedik. (kendi uydurduğu) yaratmadan (ihtilâkun) başka bir şey değil. 38/7

Müşriklerin yalan yaratmaları konusunda, şöyle ki, Kuran’dan mealen :

- Siz ancak Allah'tan başka putlara ibadet ediyorsunuz ve yalan yaratıyorsunuz (tâhlûkune). Allah'tan başka kendilerine tapındığınız şeyler, şüphe yok ki, sizin için bir rızka sahip olamazlar. Artık rızkı Allah'ın katında arayınız ve ona ibadet ediniz ve ona şükür eyleyiniz, siz -ancak- ona döndürüleceksinizdir. 29/17

Böylece yaratma konusunda yetkilendirmede iki örnek görmüş olduk, İsa peygamberin yaptığı iyilik amaçlı olarak hakka çağırmak için amel olarak da gerçekleştirdiği bir olaydır, Putperestlerin yaptığı ise kötülük amaçlı olarak şirke çağırmak için amel olarak da gerçekleştirdikleri bir olaydır.
Yaratma izni, hem iyiliklerin oluşumunda hem de kötülüklerin oluşumunda kullanılabilen bir yetkinlik olduğundan, her sınav geçirenin bu izinli yetkinliğe sahip olması gerekir, bu bazda yaratma konusu geniş kapsamlıdır ve izinli yaratıcılar çoktur. Kuran’dan mealen :

- Sonra o nutfeyi bir donmuş kan yarattık, ardından o donmuş kanı da bir bir parça et kıldık, sonra o et parçasını da kemikler kıldık, kemiklere de bir et giydirdik. Sonra da onu başka bir yaratılışla inşa etmiş olduk. Yaratıcıların en güzeli (ehsenûlhâlikin ) olan Allah Teâlâ, pek mübarektir. 23/14

- Ve şüphe yok ki, İlyâs da gönderilmiş -Peygamber- lerdendir. 37/123

-- O vakit, kavmine demişti ki: siz korkmaz mısınız?. 37/124

- Ba'l-e mi tapınırsınız?. Ve yaratıcıların en güzeline (ahsenelhâlikin) -ibadeti-terk mi edersiniz?. 37/125

İnsan, Allah tarafından sınanmak üzere bu dünya ya gönderilmiştir, bu sınavını serbestçe verebilmesi için de bir takım yeteneklerle donatılmıştır, kendisine verilmiş olan (izinli) yaratma yeteneğine dayalı olarak amellerini üretir, isterse iyiliğe yönelir, isterse de kötülüğe yönelir. Fakat önemli olduğundan bir daha belirteyim ki, insanın yaptığı yaratma işi, Allah’ın yaratması dışına çıkan bağımsız bir yaratma değildir. Başka bir ifadeyle, bu yaratma insanın gücünden kaynaklanmaz, Allah’ın yaratmasına bağlı bir yaratma olayıdır. İnsana sınavı için gerekli olan bir hareket sahasıdır, Bundan da herkesin kendi yarattığı amellerin sahibi olduğu açıktır. Bu manada olmak üzere kötülük işleyenler için “ 29 Ankebut 17” de “yalan yaratıyorsunuz (tâhlûkune).” tanımlaması yapılmıştır. Böylece herkes kendi elleriyle işlediğinin sahibidir, Allah hiç kimseye zorla günahı ve küfrü işletip cezalandırmaz, O yücedir, kullara zulmedici değildir. Merhametlidir, kendi yolunda çaba gösterip, rızasını arayanlara rahmet eder.
Kuran’dan mealen :

- Denilir ki- bu - azab- senin iki elinin evvelce yaptığından dolayıdır. Ve şüphe yok ki, Allah kulları için hiçbir zulmeden değildir. 22/10

- Bu, sizin ellerinizin takdim ettiği şey sebebiyledir. Ve şüphe yok ki. Allah Teâlâ kullarına zulmedici değildir. 3/182

- Ve görecek olsan, o zaman ki, melekler, kafir olanların canlarını alırlar, yüzlerine ve arkalarına vururlar ve yangının azabını tadın -derler-. 8/50

- Bu işte ellerinizin takdim ettiği şey yüzündendir. Ve şüphe yok ki. Allah Teâlâ kulları için zulmeder değildir. 8/51

- Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti." dediler. "Allah kötülüğü emretmez, de, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?" 7/28

Böylece insanın imtihanında kendisine verilmiş imkanlarla serbestçe yani hür bir şekilde seçenek yapabilme gücünde olduğunu kolayca görmek mümkündür.

Kuran’dan mealen :

- Her nefis kendi kazancına bağlı bir rehindir. 74/38

- Muhakkak size Rab'biniz tarafından basîretler gelmiştir. Artık kim görürse kendi lehinedir, kim de görmezse kendi aleyhinedir. Ve ben sizin üzerinize bir bekçi değilim. 6/104

- Ve de ki: Hak Rabbinizdendir. Artık kim dilerse imân etsin ve kim dilerse inkâr etsin. Şüphe yok ki, biz zalimler için bir ateş hazırlamışızdır. Onun perdeleri kendilerini kuşatmıştır. Ve eğer yardım dileğinde bulunacak olurlarsa katran gibi bir su ile imdat olunurlar ki, yüzleri kavurur. O ne fena içki, ne fena bir dayanma yeri ! 18/29

Olayın konumunu bu şekilde ortaya koyduktan sonra, şunu da belirteyim ki, olaylar dünya hayatında güncelleşmeye başladığında yani şahıslar iyi veya kötü ameller işlediklerinde, değerlendirme bazında, Allah’ın çeşitli müdahaleleri olmaktadır. Razı olduğu şekilde davrananlara rahmet etmekte, Razı olmadığı şekilde davrananlara da gazap dahil, çeşitli cezalar vermektedir. Allah’ın dünya hayatında sınav geçirenler hakkında yaptığı değerlendirmeleri Cebir ve ihtiyar olayının bir parçası olarak görenler, yanılmaktadırlar, insanların neye yöneldikleriyle ilgilidirler. örneğin kendisine karşı olanların kalplerini kulaklarını mühürler, gözleri üzerine perde çeker ve onları saptırır, kendisine taraf olanların da kalbini açar ve onları doğru yola iletir. Böylece iyilere merhamet ettiği, saptırdıklarının da ancak zalimler olduğunu, Kuran ayetlerinden öğrenebiliriz.

Kuran’dan mealen :

- Allah Teâlâ kime hidâyet ederse işte hidâyete eren o'dur. kimleri de sapıklığa düşürürse işte felâkete uğrayanlar da onlardır. 7/178

- İşte bu kitap ki, bunda bir kuşku yoktur, muttakiler için bir hidâyettir. 2/2

- O muttakiler ki, gayba inanırlar, namazı da doğruca kılarlar, ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de infakta bulunurlar. 2/3

- Ve onlar o kimselerdir ki sana indirilmiş ve senden evvel indirilmiş olan kitaplara da îman ederler ve onlar âhiret'e de kesin olarak inanırlar. 2/4

- İşte onlar kerem sahibi Rableri tarafından bir hidayet üzeredirler. Kurtuluşa erenler de ancak onlardır. 2/5

- Muhakkak o kimseler ki kâfir olmuşlardır, onları korkutsan da, korkutmasan da onlar için müsavîdir, onlar îmana gelmezler. 2/6

- Allah Teâlâ onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, onların gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap da vardır. 2/7

- O kimse ki, Allah onun göğsünü İslâmiyet için genişletmiş te o Rab’binden bir nur üzere bulunmaktadır. -O, hiç kalpleri kararmış kimseler gibi midir?.- Artık Allah'ın zikrinden kalpleri kaskatı kesilmiş olanların vay hallerine!. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler. 39/22

- İmdi Allah Teâlâ her kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm için genişletir. Ve her kimi dalâlete düşürmek dilerse onun göğsünü daraltır, sıkışmış bir hâle getirir, sanki zorla göğe yükselecek imiş gibi -bulunur-. İşte Allah Teâlâ imân etmeyenlerin üzerine böylece pisliği verir. 6/125

Yukarıdaki ayet meallerinde, Allah’ın kimlere neye göre ve nasıl taktirde bulunduğu açıktır, Allah hiç kimseye zulmetmez, layık olana merhamet eder, zalimleri ise cezalandırır. İnsan Sûresinin 76/29-30-31 ayetleri bu hususları toplu olarak belirtmektedir, Kuran’dan mealen :

- Şüphe yok ki: İşte bu, bir öğüttür. Artık kim dilerse Rab'bine bir yol tutar. 76/29

Görüldüğü gibi, insanda bir seçme hürriyeti olduğu açıktır, bu durum karşısında birileri çıkıp ta, ben Allah’tan bağımsız olarak davranışta bulunabilirim der ise, kainatta, Allah’ın gücü dışına çıkan bir olayın mevcudiyetini iddia etmiş olur, haliyle Allah’ın gücü dışına çıkan her olay ilâh olmuş olur, bu ise İslam dini açısından mümkün değildir, Allah, Kuran öğretisinde belirtildiği gibi tek İlâh’tır. Hiç kimse O’ndan izinsiz herhangi bir şeyi ortaya koyamaz, imtihan için izinli yaratma vermesi, muhakkak, kendi yaratması içeriğinde ve kendi yaratması tarafından kuşatılmış bir olaydır.

Bu konu da, Kuran’dan mealen :

- Ve siz dileyemezsiniz, meğer ki: Allah dileyecek olsun. Şüphe yok ki, hakkıyla bilen, hakîm olan, ancak Allah'tır. 76/30

Sınav geçirenlerin dünya hayatlarında, değerlendirmeler yapması, Kuran’dan mealen :

- Dilediğini rahmetine sokar, zâlimlere -gelince, onlar için elem verici bir azab hazırlamıştır. 76/31

Allah, dilediğini rahmetine sokar, rahmetinden kovdukları ise ancak zalimlerdir. Demek oluyor ki takdirde bir değerlendirme söz konusudur, kişi zalim değilse, Allah’ın rahmetini umabilir. Konuları açarsam çalışma makaleden çıkıp kitap haline dönüşmeye başlar, örneğin zalimlerin gerçekleri örtenlerin yani kafir kimseler oldukları bunlarında Allah’ın rahmetinden umut kesmiş kimseler oldukları şeklinde Kur’an’a dayalı olarak geliştirme yapılabilir. Bu tür açılımları okuyucuya bırakıyorum. Kuran’da da belirtilen bütün ifadelerin tafsilatları yine Kuran’da vardır, Kuran Mubin ve tafsilatlı bir kitaptır, Öğretim yöntemi de kendi içerisindedir, her bilgi bir metotla öğrenenlere aktarılır, Örneğin, tümden gelim, tüme varım, misillendirme, muhkem Müteşabih veriler gibi. Kuran’da evrensel olduğundan bütün insanlara hitap eder, bu insanların içerisinde hiçbir eğitim almamış ümmi kimseler olduğu gibi, bir çok konuda ileri düzeyde eğitim almış kimselerde vardır, Bundan dolayı, Allah Kuran’ı yine Kuran’ın içeriğinde bulunan tekrarlı olarak vurgulanan Yedi Öğretim Metoduyla birlikte indirmiştir. Kuran ifadesiyle bu metotlar “Seba Minelmesani” metotlar içerisinden seçilmiş tekrarlı yedi öğretim metodu. Kuran dan mealen :

- And olsun ki, sana tekrarlanan yediyi - Öğretim Metodunu - ve büyük Kurân'ı verdik. 15/87

Konumuza dönecek olursak , bir çok insanın Kader konusunda araştırmalar yapmasına rağmen, kilitlenip kalmaları ve bir neticeye varamamalarının temel nedeni, her şeyin yaratıcısı Allah olmasına rağmen, bu külli yaratmanın dışına çıkmadan nasıl olur da insanlar kendi amellerinde hür bir seçenek sahibi olabilirler, başka bir ifadeyle kendi amellerini izinli bir yaratma olsa dahi, kendi amellerini yaratıp sahiplene bilmektedirler. Zira bu olayda aynı anda iki olay mevcuttur ve yürüttükler mantık kapsamında bu onlara mümkün görünmemektedir, bu olayın onlara göre mümkün olması için, aynı anda ve bir cihetten iki farklı olayın meydana gelmesine ihtiyaç vardır, başka bir ifadeyle aynı anda bir bardağın tamamıyla dolu ve boş olması olması veya aynı anda bir kapının tam kapalı ve tam açık olmasını gerektiren bir olay meydana gelmeli veya gözlemlenmeli ki kader olayının oluşmasına örnek olabilsin derler,. Başta yazdığım gibi bu konunun imkansızlığına örnek olarak Gazzâli şöyle diyordu : “Gazzâli şöyle cevap verir : Allah Teâlâ’nın kudretinin taalluk ettiği fakat ilminde onu yapmayacağını bildiği şeyler hakkında bizde o şeyi yapmayacağının bilgisini yaratır. Bu mümkündür. Muhal olanlar ise şunlardır. Bir şeyi aynı anda ispat ve nefey etmek, varlık ile yokluğu aynı anda beraber düşünmek; bir varlığın aynı anda ve bir cihetten iki mekanda olması gibi şeylerdir.” (Prof. Dr. İrfan Abdulhamid, İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları Sayfa 293 Çeviren Dr. M. Saim Yeprem. Marifet Yayınları İstanbu1983 Baskısı.)
İfadeyi şıklara ayırırsak:

a) “Gazzâli şöyle cevap verir : Allah Teâlâ’nın kudretinin taalluk ettiği fakat ilminde onu yapmayacağını bildiği şeyler hakkında bizde o şeyi yapmayacağının bilgisini yaratır. Bu mülkümdür.”
Bununla şunu demek istiyor, Allah, yaratmaya razı olmadığı bir şeyin bilgisini bizde yaratır, bide istemeyi veririz, böylece o şey yaratılmamış olur, dolayısıyla yaratmaya razı olduğu şeyin bilgisini bizde yaratır, bizde isteriz, Allah’ta o şeyi yaratır. Bunu anlarım bu mümkündür demektedir. Mümkün görmediği yani imkansız başka bir ifadeyle muhal gördüğü ise:

b) “Muhal olanlar ise şunlardır. Bir şeyi aynı anda ispat ve nefey etmek, varlık ile yokluğu aynı anda beraber düşünmek; bir varlığın aynı anda ve bir cihetten iki mekanda olması gibi şeylerdir.”
Bu şekildeki bir anlayışta çok temel iki yanılgı mevcuttur, Şöyle ki :
1) Allah’ın her şeye kadir olduğunu; olmasını istediği her şeyi ve her olayı yaratabileceğini bileceğini dikkate almamaktadır, Allah, değil bir olay içinde iki olay, bir olay içerisinde sınırsız olay yaratabilir, zira Kuran öğretisine göre, Allah her istediğini yaratabilir, bir şeyin olmasını istedi mi ona “Ol” demesi yeterlidir, o şey hemen oluverir, Kuran’dan mealen:

- Bizim bir şeye sözümüz, onu dilediğimiz zaman ona ol dememizden ibarettir ki, o da hemen oluverir. 16/40

- Gökleri ve yeri yaratmış olan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir?. Elbette kadirdir. Ve o hakkıyla bilen yaratandır. 36/81

- O'nun emri, bir şeyi istediği zaman ancak O'na "ol" demesidir ki, o da hemen oluverir. 36/82

2 ) Gazâli’nin imkansız dediği olayların birçok benzerinin çevremizde somut olarak mevcut olmasına rağmen, Gazâl bunları görmemektedir. Bu örnekleri görmüş olsaydı, imkansız dediği şeylerin hiçte imkansız olmadığını görmüş olacaktı. Şöyle ki:
Bilindiği gibi içinde yaşadığımız evren madde açısından, “Makro Evren” ve “Mikro Evren” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Allah, ayetlerini hem de afakta hem nefislerimizde yani evrende göstereceğini vaat etmektedir, şöyle ki,
Kuran’dan mealen :

- Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki o (Kur’an)’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, (her şeyi görmesi sana) yetmez mi? 41/53

Şimdi bu konuyla ilgili olarak afaka bakalı bakalım, gerçekten imkansız diye nitelendirilen olaylar imkansız mıdır yoksa imkansız değil de bazı oluşumlarda mümkün müdür :

MAKRO KOZMOSTA SÜPER POZİSYON OLAYLARI VEYA ÖRTÜŞEN OLAYLAR :

Güncel hayatta kullanılan mantık bir olay içinde tek bir olayın meydana gelme Güncel hayatta kullanılan mantık bir olay içinde tek bir olayın meydana gelme özelliğidir, örneğin, basit olması açısından bizim için herhangi bir kapı ya açıktır yada kapalıdır, iki kere iki her zaman için dörttür, bunlar bir olay içerisinde tek bir olayı belirleyen kesin gerçekler olmasına ve kullar tarafından değiştirilemez gerçekler olmasına rağmen, varlıkta öyle olaylar var ki, bir olay içerisinde aynı anda iki ve daha fazla aykırı olayı taşırlar, her bir olay diğerlerinden farklı olmasına rağmen her gözlemlediğimizde doğru netice vermekle beraber diğerlerini yok etmez, yalnız başına gözlemlenmeyi sever deney anında olayın tamamını sahiplenerek kendisine dayalı hareket noktası oluşturur. Kapının açık yada kapalı olma olayı birinci mantık için kolay anlaşılır bir örnektir. İkinci mantık için kolay anlaşılır olarak ta şu örnekleri verebiliriz, şöyle ki:
1- Işıkla gölgeyi bir birinden ayıran sınır çizgisine bak, çizgi gölgeye mi ait, ışığa mı ait, aslında öyle bir çizgi var mı yok mu? Bir birlerinden farklı olan bu hususlar aynı anda birbirlerini yok etmeden gerçeği ifadelendirirler, çizgi ışığa aittir dersek doğrudur, gölgeye aittir dersek doğrudur, çizgi olarak vardır dersek doğrudur, yoktur dersek o da doğrudur. Bu tür versiyonlar yalnız ışıkla gölgeye ait değildir, iki maddesel varlık, örneğin iki kağıdı üst üste koy oluşan sınır çizgisi aynı hususları içerir.
2- Dairesel bir koşu pisti etrafında eşit mesafede, aynı yönde ve eşit hızda koşan iki koşucu düşün, bunların her biri aynı anda diğerinden, hem kaçmakta hem de aynı zamanda kovalamakta, kaçmadığı gibi kovalamamaktadır da. İzahta hangi hareket noktasını alırsan al diğerlerini yok etmeden doğruyu ifade etmiş olursun.
3- Hareket halindeki bir vasıtada seyahat ettiğini düşün, vasıta hareket halindeyken vasıtanın hızına eşit bir hızla arka kapıya doğru yürüdüğünde, aynı anda hem geldiğin istikamete geriye doğru, aynı zamanda gittiğin istikamete ileriye doğru, aynı zaman da ne ileriye doğru ne de geriye doğru gitmektesin.
4- Zamanı düşün, bilindiği gibi zaman anlardan müteşekkildir, peki an nedir? “An” zamanın daha aza indirgenemeyen en küçük birimidir. Bu en küçük birimi somut olarak basitçe şu şekilde gözlemleyebiliriz. Elimize aldığımız bir kalemi ortalayalım, bir ucunu hareket ettirdiğimizde buna bağlı olarak aynı şekilde öbür uçta hareketlenir, bu kalemin boyutu ne olursa olsun, örneğin milyonlarca ışık yılı boyutunda olsa dahi durum aynıdır, hareket ettirilen uçtaki hareket boyuttan etkilenmeden öbür uca iletilir, işte “an” hareketin bir uçtan öbür uca iletilme zamanıdır, burada da iki durumla karşılaşıyoruz, a- hareket iletilmiştir o zaman arada bir süreç geçmiştir, b- iki hareket birlikte meydana gelmiştir o zaman arada zaman süreci yoktur. Böylece ikisi de doğru olan, diğer bir ifadeyle bir olay içerisinde iki olayla karşılaşmış oluruz. İşte “an“, hareketin, sırığın bir ucundan diğer ucuna iletilme zamanıdır. Bu var olmasına rağmen elde mevcut aletlerle ölçülemez, ancak zihnimiz boyutsuz olarak onu algılar.
5- Bir maddeyi kesmek suretiyle iki eşit parçaya ayırdığımızda her iki parça bir birine eşit olarak bağımsız şekilde ayrılır. Bu olayı ölçüp tespit edebiliriz, fakat yarılanmaları otomatik olarak süreklilik arz eden olaylarda bu o kadar kolay değildir, örneğin: Radyoaktif bir element düşünelim, yarılandığında tam yarıya geldiğinde yarılanmayı ifade eden ayırım hattı hangi yarıya aittir. Birincisine mi ait, ikincisine mi ait, bütüne mi ait, yoksa öyle bir ayırım hattı yok mudur.
Bu gibi olaylara günlük hayatımızda çeşitli şekilde rastlamamız mümkündür, bunlara süper pozisyon olayları veya örtüşen olaylar diyebiliriz, izahta kendilerine ait bir mantık kapsamına girerler. Hele bu tür olaylar, mikro kozmosa ait “Kuantum” olaylarında çok çeşitlidirler, şöyle ki :

MİKRO KOZMOSTA SÜPER POZİSYON OLAYLARI VEYA ÖRTÜŞEN OLAYLAR :

Yüzyıldan fazla bir süreden beri, kuantum kuramı diye bir kuram insanların zihnini meşgul etmektedir. Atom altı olaylarla ilgilenen bu kuramda, birçok ilginç durumlardan örnekler verilmektedir. Örneğin, kuantum Fiziğinin temel ilkesi, üst üste gelme (süper pozisyon) ilkesidir, şöyle ki :
“KUANTUM FİZİĞİNİN anlaşılması en zor yönü üst üste gelme (süper pozisyon) ilkesidir. Genel anlamda bu ilke bize, bir sistemin içinde bulunabileceği durumları aritmetik işlem yapıyormuşçasına toplayıp, çıkarabileceğimizi; sonuçta sistemin yeni durumlarını elde edebileceğimizi söyler. Örneğin, sizden noktasal bir parçacığı hayalinizde canlandırmanız istenirse, siz bu parçacığın belli bir noktasında bulunduğunu, eğer hareket ediyorsa zamanla bu konumunu değiştirdiğini düşünürsünüz. Ne yazık ki, kuantum fiziğinde parçacıklar böyle bir durumda hiçbir zaman bulunmazlar. Elektronlar gibi temel parçacıklar, genellikle, uzayın değişik noktalarında bulundukları durumların üst üste gelmesiyle oluşan, bizim hayalimizde canlandırmakta zorlandığımız bir durumda bulunurlar. Bir başka deyişle, söylenmesi kolay olsun diye bunu “bir parçacık uzayın değişik noktalarında aynı anda bulunabilir” şeklinde ifade ediyoruz.
Kuantum fiziği hakkında hiçbir şey bilmeyenler yukarıdaki paragrafta muhakkak kaybolmuşlardır. Kuantum dünyasının bu özelliğini anlamakta zorlanmamızın asıl nedeni, yaşadığımız, tanıdık olduğumuz dünyada üst üste gelmiş durumlara hiçbir zaman tanık olmamamız. Bugüne kadar hiç kimse bir nesnenin iki ayrı yerde aynı anda bulunduğunu görmemiştir. Ya da siz bir dergiyi okurken, derginin bütün sayfalarının aynı anda açık olduğunu ve bütün sayfaları aynı anda okuyabileceğimize şahit olmamışızdır. Daha önce hiç görmediğimiz bir nesneyi, daha iyi bildiğimiz nesne ve kavramlarla açıklamaya çalıştığımız için kuantum dünyasını anlamak için elimizden gelen iyi bir şey yok.” (TÜBİTAK, Bilim ve Teknik Dergisi, sayı 393 sayfa 28, Ağustos 2000.)
Kuantum olaylarında üst üste gelmiş olayların ilginçliği ortada olmakla beraber, bu tür olayların yalnız nesne bazında dikkate alınarak, yaşadığımız tanıdık olduğumuz dünyada (Makro Kozmosta) tanık olunamayacağının söylenmesi yanlıştır. Zira konu üst üste gelen olayların varlığıysa, bu olayları yalnızca nesnel olaylara hasretmemiz zorunlu değildir, aynı tip olayları, Makro kozmosla ilgili olarak beş örnekte gösterdim, bunları çoğaltabilirdim fakat konunun uzamaması için çoğaltmadım. Kaldı ki, nesne konumunda da, daha üst boyutlarda (Makro Kozmosta ) üst üste gelme durumlarıyla gözlem yapılabileceği çok geçmeden anlaşılmıştır. Şöyle ki : “Kuantum dünyasının kavranması zaten kolay olmayan gariplikleri, büyük ölçekli dünyamızla arasındaki sınırın yıkılmaya başlamasıyla birlikte 2000 yılında yeni boyutlar kazandı. Cisimlerin aynı anda iki farklı yerde birden bulunabilme gibi mantığımıza aykırı gelen bazı özellikleri, şimdiye kadar yalnızca mikroskobik dünyaya özgü sanılıyordu. Oysa geçtiğimiz yıl fizikçiler bu olguyu çok daha büyük ölçeklerde gözleyerek, bir elektrik akımının süper iletken bir tel halka üzerinde aynı anda ters yönlerde ilerleyebileceğini açıkladılar. Ayrıca Ocak ayında bir başka fizikçi, yaygın inanışın tersine, kuantum bilgisayarların karmaşık problemleri yıldırım hızıyla çözebilmek için “dolanlıklı” denen bir kuantum özelliğinden yaralanma zorunda olmadıklarını gösterdi.” (TÜBİTAK, Bilim ve Teknik Dergisi, sayı 398 sayfa 6.)
Evet, bizi hayrete düşürse de, yaşadığımız evrende üst, üste gelen durumların varlığı bir gerçektir. Bu tür olaylar bence, kuantumu dikkate almadan da, verdiğim örneklerde de görüldüğü gibi, değişik olaylarda da görülebilir. Kuantum Teorisi veya başka bir ifadeyle, kuantum kuramı, yapılmış çeşitli deneylerle varlığı kanıtlanmıştır, amacım bur da kuantum mekaniğini anlatmak olmayıp, yaşadığımız evrende üst üste gelen süper pozisyon olaylarının varlığına dikkat çekmektir, bundan dolayı bu deneylerden bahsetmeyeceğim, fakat kuantum fiziğinin ne kadar ilginç olduğunu belirten, Niesl Bohr’un şu sözünü nakletmeden geçemeyeceğim. “Bir insan kuantum fiziğini düşünürken hiç başının dönmediğini söylüyorsa, bu, konuyu anlamadığını gösteriri.” diyerek, teorinin şaşırtıcı yanlarına dikkat çekiyor.
Şimdi, yukarıda vermiş olduğum örnekler dikkate alındığında, olamaz dedikleri üç hususa “Muhal olanlar ise şunlardır. Bir şeyi aynı anda ispat ve nefey etmek, varlık ile yokluğu aynı anda beraber düşünmek; bir varlığın aynı anda ve bir cihetten iki mekanda olması gibi şeylerdir.” aykırı, üst üste gelen bir çok olayın varlığını görmemiz mümkündür, hatta kuantum fiziğinde, deneyi yapan kimse, deneyin bir parçası sayılmıştır ki, gözlemci olaya hangi açıdan bakarsa, olayı o noktada tespit eder ve görürü, aynı anda olayın öbür yanını göremez, buna kısaca çökme (collopse) demektedirler. Bizim gözlem açımıza göre, iki olaydan bir tanesi öne çıkmaktadır. Bir daire etrafında aynı yönde koşan iki koşucu örneğinde, her hangi bir koşucuyu kovalıyor olarak görmek istersek, onu onu kovalıyor olarak görürüz, kaçıyor olarak bakmak istersek kaçıyor olarak görürüz, bütün bunlar bir anda bir şahısta oluşmaktadır, fakat bizim gözlem açımıza göre, iki olaydan bir tanesi öne çıkmaktadır, veya matematikte X kare = 25 denkleminde kökler X= +5 ve X= - 5 tir, iki ters kök aynı denklemi her birisi aynı anda doğrular, ikisini birlikte denklemi doğrulamak için kullanamayız, fakat her seferinde bir tanesiyle denklemi doğrulaya biliriz. Yukarıda, kuantum olayları dahil bütün örnekleri dikkate alarak, kader olaylarının oluşmasına baktığımda, kader olaylarının meydana gelmesi tıpatıp aynıdır demeye cesaret edememekle beraber, şu benzerliği dikkate almaktan kendimi alıkoyamıyorum, Şöyle ki : Allah her şeyin yaratıcısı olmakla her şeyi yaratmaktadır, kulların faaliyetlerine baktığımda ise, kulları yaptıkları faaliyetleri kendileri yapar görmekteyim ve bütün bunlar bir anda gerçekleşmektedir, gözlem açıma göre her seferinde iki olaydan bir tanesini görebilirim ve her iki olay aynı anda doğrudur. Bütün bunlara rağmen beni mazur gör, yinede kader olaylarının meydana gelmesi aynı şeydir diyemeyeceğim, zira bana bunların da üstünde bir oluşum olarak geliyor. Fakat şunu bil ki, her şeye gücü yeten Allah, her şeyi yaratmasına rağmen, hiçbir zulüm yapmadan bizi şerbetçe davranacağımız şekilde, kendi yaratması dışına çıkarmadan kendi amellerimizi kendimiz yaratacağımız şekilde imtihan etmektedir. Bu, Allah için gerçekleştirilmesi kolay bir işlemdir, ve sakın ola ki, hiçbir zaman, Allah’ı suçlama, Allah hiç kimseye zulmetmez, merhametlidir, zorla kimseyi cehenneme koymaz, cennete girenler ise onun rahmetiyle girmişlerdir.
Sonuç olarak şunu hatırlatmamda fayda vardır, nasıl ki evrendeki bütün olaylar örtüşmeli değilse, Örneğin her zaman için kapı ya açıktır ya kapalıdır, bardak ya boştur ya da doludur, iki kere iki her zaman için dörttür v.s. gibi bunlar tek boyutlu olayladır. Kuran’ın ayetleri de öyledir,  Örneğin, Allah her zaman tek bir İlâh’tır, farzlar ve yasaklar da tek boyutludur,

 

SAYFA DEVAMI ►  2. KİTAP BÖLÜM 11