2. Kitap Bölüm 10
tahdis etmiş oldukları rivayetin aslı yoktur, ayrıca bu rivayetle
çelişkili olarak şu şekilde de başka bir rivayetler tahdis ettiler,
Örneğin:
“... Ahmet b. İsa, Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’dan:
“Sizin veliniz, ancak Allah, Resûlü ve iman edenlerdir.” (Mâide, 55)
âyetiyle ilgili olarak şöyle rivayet etmiştir: <<Sizin en layık olan
ve sizin işlerinizi, kendinizi ve mallarınızı yönetmeye en fazla hak
sahibi olanlar, Allah, Resûlü ve iman edenlerdir. Burada geçen iman
edenlerden maksat, Ali ve o’nun soyundan kıyamete gününe kadar
gelecek olan imamlardır.
Sonra Allah onları vasfetmiş ve şöyle buyurmuştur: “Onlar namaz
kılarlar, rükûda ikan zekat verirler.” (Mâide, 55) ........” (Usul-u
Kâfi sh 410 H.754.)
Görüldüğü gibi, İmamların zekat verdiğini tahdis etmekle, evvelki
rivayetleriyle çelişkiye düşmüşlerdir. Maide 55 ayetine olan
anlayışları da da çok ilginçtir, şöyle ki, Kur’an’dan mealen:
- Sizin dostunuz ancak Allah Teâlâ'dır. Ve onun Peygamberidir ve
imân etmiş olanlardır. O imân edenler ki, namazı dosdoğru kılarlar
ve zekâtı verirler ve onlar rükû’a varanlardır. 5/55
Ayette bütün müminler belirtilmişken, İmamlara tahsis etmeleri doğru
bir anlayış olmadığı gibi, ayette Rüku halinde zekat vermekten
bahsedilmemektedir, Müminlerin zekat verici ve Rüku edici
olmalarından bahsedilmektedir. Rüku halinde zekat vermek namazı
bozar, Namazda emredilen duruş şekli “Kanitin” yani ihtiram
duruşudur, zekat veya başka bir şeyle meşgul olmak İhtiram duruşunu
bozacağından, dolayısıyla namaz bozulmuş olur.
İMAMİYYE ŞİASINA GÖRE MEHDİNİN KAYBOLUŞ NEDENİ KORKMASIDIR
“... Zurare şöyle rivâyet etmiştir: Ebu Abdullah (Cafer Sadık
aleyhisselâm)’ın şöyle dediğini duydum: <<Mehdi, kâim olmadan
kaybolacaktır. Çünkü korkacaktır. >> İmam karnını eliyle göstererek,
o’nun öldürülmekten korkacağını gösterdi.” (Usul-u Kâfi sh 500
H.901.)
“... Zurare şöyle rivâyet etmiştir: Ebu Abdullah (Cafer Sadık
aleyhisselâm)’ın şöyle dediğini duydum: <<Kâim (aleyhisselâm) ortaya
çıkmadan önce, ortadan kaybolacaktır.>> “Niçin?” dedim. Buyurdu ki:
<<Korkacaktır -eliyle karnını göstererek- öldürülmekten
korkacaktır.>> (Usul-u Kâfi sh 497 H.892.)
Müminler, Allah yolunda katledilmekten korkmazlar, ayrıca, Allah
adına İslam Dinini tebliğ edenlerin korkması olacak şey değildir,
böyle bir olay onların tebliğ yapabilecek karakterde olmamaları
manasına gelir ki, Allah’ın emrine karşı gelerek, görevlerini
yapmamayla aynı şeydir. Kur’an’dan mealen:
- Onlar ki, halk kendilerine: "(Düşman) İnsanlar size karşı ordu
toplamışlar, onlardan korkun!" deyince, (bu söz,) onların imanını
artırdı. Ve: "Allah bize yeter, O, ne güzel vekildir." dediler.
3/173
- Bundan dolayı Allah'tan bir nimet ve bollukla geri döndüler,
kendilerine hiçbir kötülük dokunmadı. Ve Allah'ın rızasına uydular.
Allah büyük lütuf sahibidir. 3/174
- Allah’ın kendisine takdir ettiği bir şeyi yerine getirmekte,
Peygambere herhangi bir güçlük yoktur. Sizden önce geçenler arasında
da Allah'ın yasası böyle idi. Allah'ın emri, olup bitmiş bir şeydir.
33/38
- (O peygamberler), Allah'ın mesajlarını duyururlar, Allah'tan
korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak
Allah yeter. 33/39
- Onlara Nûh'un haberini de oku! Hani, toplumuna şöyle demişti:
"Eğer benim konumum ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır
geliyorsa artık ben, Allah'a dayandım. Siz de ortaklarınızla bir
araya gelip işinize bakın. Yapacağınız şey size bir kaygı da
vermesin, hükmünüzü bana uygulayın. Ve bana fırsat da vermeyin."
10/71
- "Yüz çevirdiyseniz çevirin. Ben sizden bir ücret istemedim. Benim
ücretim, Allah'tan gelecektir. Bana, Müslümanlardan/Allah'a teslim
olanlardan olmam emredildi." 10/72
Görüldüğü gibi, Mehdi için İddia etmiş oldukları kayboluş
gerekçesinin İslam dininde yeri yoktur.
İMAMİYYE ŞİASININ KADER ANLAYIŞI
“... Muhammed b. Yahya kendisine anlatan birinden, o da Ebu Abdullah
(Cafer Sadık aleyhisselâm)’dan şöyle rivâyet etmiştir: <<Ne cebir ne
de tam serbestlik. Doğrusu, bu ikisinin arasındaki bir çizgidir.>>
Dedim ki: “Bu ikisinin arasındaki çizgi nedir?” <<Bunun örneği
şöyledir: Bir adamın günah işlediğini görsen, onu bu günahtan
alıkoymaya çalışsan; ama o seni nehyetmene aldırmayıp bu günaha son
vermezse ve sen de onu bıraksan, o bu günahı işlemeye devem etse,
senin uyarını dinlemediği için onu terk etsen, bu senin ona günah
işlemeyi emrettiğin anlamına gelmez>>“ (Usul-u Kâfi sh 214 H.405.)
Kader açısından Cebir (Mecburiyet) ve İhtiyar (Serbestlik) konusu
Asırlardan beri İnsanların zihnini meşgul eden ve onları cevap
aramaya sevk eden bir konudur, bu konuya yalnız İslam adı altındaki
mezheplerde değil, İslam dışındaki çeşitli inançlarda da rastlamak
mümkündür. Konu doğrudan doğruya olayların nasıl meydana geldiğiyle
ilgilidir, olayı izah etmeye çalışan birçok kimseler bir çıkmazla
karşı karşıya kaldıklarını görmüşlerdir, zira olayların nasıl
oluştuğu konusunda bir taraftan tuttuklarında diğer taraftan açık
verdiklerini görerek şaşırıp kalmışlardır, insan zihninin
karşılaştığı en kompleks problemlerden biri budur dense yeridir,
İmamiyye şiası da çeşitli rivayetlerle bu olayı izah etmeye
çalışmıştır. Yukarıdaki rivayetlerine baktığımızda, yaptıkları
izahatın Cebir ve İhtiyar konusunu izah etmekten uzak olduğunu
görürüz, zira bu konuda sorulan soru uyarı ve tesiri değildir,
yapılan ve yapandır. Örneğin, İslam dinine göre düşünceler dahil her
şey Allah tarafından yaratılmaktadır, hal böyle olunca bir kimsenin
iyi veya kötü olması olayında olayı kime aittir. Bu konuda, ilginizi
çekeceğini düşündüğüm Kur’an’a dayalı olarak yapmış olduğum çalışmam
şu şekildedir:
KADER AÇISINDAN CEBİR VE İHTİYAR MESELESİ
Bilindiği gibi bu konu Kaza - Kader veya Cebir ve İhtiyar adıyla çok
eski devirlerden beri süre gelmektedir. Bu olayın tartışılması veya
gündeme getirilmesi, İslam dini adına oluşturulmuş bir olay da
değildir. Bu olayın tartışılması ve gündeme getirilmesi konusuna
bütün dinlerde ve bütün felsefi ekollere hatta tek tek şahısların
gündeminde rastlamakta mümkündür, birçok insan zihninde bunun sürüp
gitmesinin temel nedeni, bir olgu içerisinde iki zıt olgu içermesi,
bu olgulardan birine evet dendiğinde kaybolmaması gereken diğer
olgunun kaybolması veya izahsızlığa düşülmesi halidir. Şöyle ki :
“Şüphesiz ki cebir ve ihtiyar ve bunları bağdaştırmak meselesi
üzerinde araştırma yapmak, insan aklına âriz olan en kompleks
problemlerden biridir. Çünkü merhum el-Akkad’ın da dediği gibi, <<
Bu mesele bütün dinlerde ve bütün felsefi ekollerde en karmaşık
denklemdir...” (Prof. Dr. İrfan Abdulhamid, İslam’da İtikadi
Mezhepler ve Akaid Esasları Sayfa 297 Çeviren Dr. M. Saim Yeprem.
Marifet Yayınları İstanbu1983 Baskısı.)
Meselenin neden hallolmadığı konusunda Gazzâli Şöyle demektedir :
“Gazzâli şöyle cevap verir : Allah Teâlâ’nın kudretinin taalluk
ettiği fakat ilminde onu yapmayacağını bildiği şeyler hakkında bizde
o şeyi yapmayacağının bilgisini yaratır. Bu mümkündür. Muhal olanlar
ise şunlardır. Bir şeyi aynı anda ispat ve nefey etmek, varlık ile
yokluğu aynı anda beraber düşünmek; bir varlığın aynı anda ve bir
cihetten iki mekanda olması gibi şeylerdir.” (Prof. Dr. İrfan
Abdulhamid, İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları Sayfa 293
Çeviren Dr. M. Saim Yeprem. Marifet Yayınları İstanbu1983 Baskısı.)
Birçok insanın zihninde olayın kilitlenerek çözümsüzlüğe
gidilmesinin nedeni, Gazâli’nin örneklendirerek Muhaller yani
imkansızlar kapsamına da ortaya koyduğu olaylarla ilgili mantığın
hareket noktasıdır. Basitçe şöyle diyor, bir şey ya vardır ya
yoktur, kapı ya kapalıdır yada açıktır, bunun haricinde insan
mantığının kabul edeceği ve görebileceği bir şey mümkün değildir
yani imkansızdır. Bu mantığın tahlili konu açısından çok önemlidir,
imkansız dediklerini şu şekilde şıklara alabiliriz:
1- Bir şeyi aynı anda ispat ve nefey etmek, (bir şeyin varlığıyla
yokluğunu aynı anda kanıtlamak. )
2 - Varlık ile yokluğu aynı anda beraber düşünmek.
3- Bir varlığın aynı anda ve bir cihetten iki mekanda olması gibi
şeylerdir.
Bu mantık tarzı Kuran’da ki ayetlerle yakından ilgilidir ve tek
taraflı olup, Birçok Kuran ayetini anlamaktan uzak olduğu gibi, tek
taraflı olduğundan tabiattaki olayların birçoğunu da izahtan
yoksundur. Şöyle ki, Kuran’dan mealen :
- Allah her şeyin yaratıcısıdır ve O her şey üzerine vekildir. 39/62
- İşte Rab'biniz Allah Teâlâ'dır. Ondan başka ilâh yoktur. Her şeyi
yaratan O'dur. Artık ona ibâdet ediniz. Ve o her şey üzerine
vekildir. 6/102
- İşte O'dur, Rab'biniz olan Allah ki, her şeyin yaratıcısıdır,
O'ndan başka ilâh yoktur. O hâlde nasıl döndürülüyorsunuz?. 40/62
Görüldüğü gibi, Kuran öğretisine göre kainatta her ne varsa, her ne
yaratılmışsa ve yaratılacaksa Allah tarafından yaratılmıştır ve
yaratılmaktadır. Bu yaratma olayı her şeyi kapsayan bir olay olarak,
düşünceler, hayaller ve istekler gibi maddi olmayan şeyleri de
kapsar. Kainatta yaratılan hiçbir şey Allah’tan bağımsız olarak,
Allah’ın yaratması dışına çıkamaz, çıkması halinde meydana gelen o
şey de ilâh olmuş olur, zira bu durumda, Allah’tan izinsiz olarak
kainatta bir olay meydana gelmiş olacaktır, bu mümkün değildir,
Allah tek İlâh’tır ve İlâh’lığına kimseyi ortak etmez. Ancak kendi
izniyle başkalarına yaratma konusunda izin verir, Her şeyi kendi
yaratır, bu yaratmaya noksanlık getirmeyecek şekilde başkalarına da
yaratma konusunda izin verir, Böylece bir olay içerisinde iki olay
meydana gelmiş olur, bunun olabilirliğini kısmet olursa çalışmanın
sonunda somut örneklerle belirteceğim, yaratma da izinli
yetkilendirme olduğu konusunda, Kuran’dan mealen :
- Ve İsrail oğullarına peygamber gönderecektir. Ben size muhakkak
bir mucize ile Rabbiniz tarafından geldim. Ben sizin için çamurdan
kuş şekli gibi bir şey yaratırım (ahlûku) ederim, sonra ona
üfürürüm, O da Allah Teâlâ'nın izniyle hemen kuş oluverir. Ve ben
Allah'ın izniyle anadan doğma körü ve alacalık hastalığına tutulanı
iyi ederim, ve ölüyü diriltirîm, ve size evlerinizde ne yediğinizi
ve ne biriktirdiğinizi de haber veririm. Şüphe yok ki, bunda sizin
için bir alâmet vardır. Eğer siz müminler iseniz. 3/49
- O zamânı hatırla ki Allah Teâlâ buyurdu: Ey Meryem'in oğlu İsa!.
Senin üzerine ve annenin üzerine olan nîmetimi zikret, o zamanı ki,
seni ruhulkuds ile teyit etmiştim, sen beşikte iken de yetişkin iken
de insanlara söz söylüyordun. O zamanı ki, sana kitabı, hikmeti,
Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim ve o zamânı ki, benim iznimle
çamurdan kuş şekli gibi bir şey yaratıyordun (tahlûku) da içine
üfürüyordun, benim iznimle bir kuş oluveriyordu. Anadan doğma körü,
vücudunda beyaz beyaz lekeler bulunan kimseyi de benim iznimle iyi
ediyor idin. Ve o zamânı ki, ölüleri benim iznimle -hayat sahasına-
çıkarıyordun. Ve o zamânı ki, İsrail oğullarını senden defetmiştim,
onlara açık mucizeler ile geldiğin vakit de ki, onlardan kâfir
olanlar: "bu apaçık bir büyüden başka değildir" demiş idi. 5/110
Yaratma konusunda bu özel bir durumda değildir.
Müşriklerin peygamberimiz için, Kûran’ı kendisi bir uydurma olarak
yarattı demeleri. şöyle ki, Kuran’dan mealen :
- Biz bunu son dinde de işitmedik. (kendi uydurduğu) yaratmadan (ihtilâkun)
başka bir şey değil. 38/7
Müşriklerin yalan yaratmaları konusunda, şöyle ki, Kuran’dan mealen
:
- Siz ancak Allah'tan başka putlara ibadet ediyorsunuz ve yalan
yaratıyorsunuz (tâhlûkune). Allah'tan başka kendilerine tapındığınız
şeyler, şüphe yok ki, sizin için bir rızka sahip olamazlar. Artık
rızkı Allah'ın katında arayınız ve ona ibadet ediniz ve ona şükür
eyleyiniz, siz -ancak- ona döndürüleceksinizdir. 29/17
Böylece yaratma konusunda yetkilendirmede iki örnek görmüş olduk,
İsa peygamberin yaptığı iyilik amaçlı olarak hakka çağırmak için
amel olarak da gerçekleştirdiği bir olaydır, Putperestlerin yaptığı
ise kötülük amaçlı olarak şirke çağırmak için amel olarak da
gerçekleştirdikleri bir olaydır.
Yaratma izni, hem iyiliklerin oluşumunda hem de kötülüklerin
oluşumunda kullanılabilen bir yetkinlik olduğundan, her sınav
geçirenin bu izinli yetkinliğe sahip olması gerekir, bu bazda
yaratma konusu geniş kapsamlıdır ve izinli yaratıcılar çoktur.
Kuran’dan mealen :
- Sonra o nutfeyi bir donmuş kan yarattık, ardından o donmuş kanı da
bir bir parça et kıldık, sonra o et parçasını da kemikler kıldık,
kemiklere de bir et giydirdik. Sonra da onu başka bir yaratılışla
inşa etmiş olduk. Yaratıcıların en güzeli (ehsenûlhâlikin ) olan
Allah Teâlâ, pek mübarektir. 23/14
- Ve şüphe yok ki, İlyâs da gönderilmiş -Peygamber- lerdendir.
37/123
-- O vakit, kavmine demişti ki: siz korkmaz mısınız?. 37/124
- Ba'l-e mi tapınırsınız?. Ve yaratıcıların en güzeline (ahsenelhâlikin)
-ibadeti-terk mi edersiniz?. 37/125
İnsan, Allah tarafından sınanmak üzere bu dünya ya gönderilmiştir,
bu sınavını serbestçe verebilmesi için de bir takım yeteneklerle
donatılmıştır, kendisine verilmiş olan (izinli) yaratma yeteneğine
dayalı olarak amellerini üretir, isterse iyiliğe yönelir, isterse de
kötülüğe yönelir. Fakat önemli olduğundan bir daha belirteyim ki,
insanın yaptığı yaratma işi, Allah’ın yaratması dışına çıkan
bağımsız bir yaratma değildir. Başka bir ifadeyle, bu yaratma
insanın gücünden kaynaklanmaz, Allah’ın yaratmasına bağlı bir
yaratma olayıdır. İnsana sınavı için gerekli olan bir hareket
sahasıdır, Bundan da herkesin kendi yarattığı amellerin sahibi
olduğu açıktır. Bu manada olmak üzere kötülük işleyenler için “ 29
Ankebut 17” de “yalan yaratıyorsunuz (tâhlûkune).” tanımlaması
yapılmıştır. Böylece herkes kendi elleriyle işlediğinin sahibidir,
Allah hiç kimseye zorla günahı ve küfrü işletip cezalandırmaz, O
yücedir, kullara zulmedici değildir. Merhametlidir, kendi yolunda
çaba gösterip, rızasını arayanlara rahmet eder.
Kuran’dan mealen :
- Denilir ki- bu - azab- senin iki elinin evvelce yaptığından
dolayıdır. Ve şüphe yok ki, Allah kulları için hiçbir zulmeden
değildir. 22/10
- Bu, sizin ellerinizin takdim ettiği şey sebebiyledir. Ve şüphe yok
ki. Allah Teâlâ kullarına zulmedici değildir. 3/182
- Ve görecek olsan, o zaman ki, melekler, kafir olanların canlarını
alırlar, yüzlerine ve arkalarına vururlar ve yangının azabını tadın
-derler-. 8/50
- Bu işte ellerinizin takdim ettiği şey yüzündendir. Ve şüphe yok
ki. Allah Teâlâ kulları için zulmeder değildir. 8/51
- Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk,
bunu bize Allah emretti." dediler. "Allah kötülüğü emretmez, de,
Allah'a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?" 7/28
Böylece insanın imtihanında kendisine verilmiş imkanlarla serbestçe
yani hür bir şekilde seçenek yapabilme gücünde olduğunu kolayca
görmek mümkündür.
Kuran’dan mealen :
- Her nefis kendi kazancına bağlı bir rehindir. 74/38
- Muhakkak size Rab'biniz tarafından basîretler gelmiştir. Artık kim
görürse kendi lehinedir, kim de görmezse kendi aleyhinedir. Ve ben
sizin üzerinize bir bekçi değilim. 6/104
- Ve de ki: Hak Rabbinizdendir. Artık kim dilerse imân etsin ve kim
dilerse inkâr etsin. Şüphe yok ki, biz zalimler için bir ateş
hazırlamışızdır. Onun perdeleri kendilerini kuşatmıştır. Ve eğer
yardım dileğinde bulunacak olurlarsa katran gibi bir su ile imdat
olunurlar ki, yüzleri kavurur. O ne fena içki, ne fena bir dayanma
yeri ! 18/29
Olayın konumunu bu şekilde ortaya koyduktan sonra, şunu da
belirteyim ki, olaylar dünya hayatında güncelleşmeye başladığında
yani şahıslar iyi veya kötü ameller işlediklerinde, değerlendirme
bazında, Allah’ın çeşitli müdahaleleri olmaktadır. Razı olduğu
şekilde davrananlara rahmet etmekte, Razı olmadığı şekilde
davrananlara da gazap dahil, çeşitli cezalar vermektedir. Allah’ın
dünya hayatında sınav geçirenler hakkında yaptığı değerlendirmeleri
Cebir ve ihtiyar olayının bir parçası olarak görenler,
yanılmaktadırlar, insanların neye yöneldikleriyle ilgilidirler.
örneğin kendisine karşı olanların kalplerini kulaklarını mühürler,
gözleri üzerine perde çeker ve onları saptırır, kendisine taraf
olanların da kalbini açar ve onları doğru yola iletir. Böylece
iyilere merhamet ettiği, saptırdıklarının da ancak zalimler
olduğunu, Kuran ayetlerinden öğrenebiliriz.
Kuran’dan mealen :
- Allah Teâlâ kime hidâyet ederse işte hidâyete eren o'dur. kimleri
de sapıklığa düşürürse işte felâkete uğrayanlar da onlardır. 7/178
- İşte bu kitap ki, bunda bir kuşku yoktur, muttakiler için bir
hidâyettir. 2/2
- O muttakiler ki, gayba inanırlar, namazı da doğruca kılarlar, ve
kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de infakta bulunurlar.
2/3
- Ve onlar o kimselerdir ki sana indirilmiş ve senden evvel
indirilmiş olan kitaplara da îman ederler ve onlar âhiret'e de kesin
olarak inanırlar. 2/4
- İşte onlar kerem sahibi Rableri tarafından bir hidayet
üzeredirler. Kurtuluşa erenler de ancak onlardır. 2/5
- Muhakkak o kimseler ki kâfir olmuşlardır, onları korkutsan da,
korkutmasan da onlar için müsavîdir, onlar îmana gelmezler. 2/6
- Allah Teâlâ onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir,
onların gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir
azap da vardır. 2/7
- O kimse ki, Allah onun göğsünü İslâmiyet için genişletmiş te o
Rab’binden bir nur üzere bulunmaktadır. -O, hiç kalpleri kararmış
kimseler gibi midir?.- Artık Allah'ın zikrinden kalpleri kaskatı
kesilmiş olanların vay hallerine!. İşte onlar apaçık bir sapıklık
içindedirler. 39/22
- İmdi Allah Teâlâ her kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü
İslâm için genişletir. Ve her kimi dalâlete düşürmek dilerse onun
göğsünü daraltır, sıkışmış bir hâle getirir, sanki zorla göğe
yükselecek imiş gibi -bulunur-. İşte Allah Teâlâ imân etmeyenlerin
üzerine böylece pisliği verir. 6/125
Yukarıdaki ayet meallerinde, Allah’ın kimlere neye göre ve nasıl
taktirde bulunduğu açıktır, Allah hiç kimseye zulmetmez, layık olana
merhamet eder, zalimleri ise cezalandırır. İnsan Sûresinin
76/29-30-31 ayetleri bu hususları toplu olarak belirtmektedir,
Kuran’dan mealen :
- Şüphe yok ki: İşte bu, bir öğüttür. Artık kim dilerse Rab'bine bir
yol tutar. 76/29
Görüldüğü gibi, insanda bir seçme hürriyeti olduğu açıktır, bu durum
karşısında birileri çıkıp ta, ben Allah’tan bağımsız olarak
davranışta bulunabilirim der ise, kainatta, Allah’ın gücü dışına
çıkan bir olayın mevcudiyetini iddia etmiş olur, haliyle Allah’ın
gücü dışına çıkan her olay ilâh olmuş olur, bu ise İslam dini
açısından mümkün değildir, Allah, Kuran öğretisinde belirtildiği
gibi tek İlâh’tır. Hiç kimse O’ndan izinsiz herhangi bir şeyi ortaya
koyamaz, imtihan için izinli yaratma vermesi, muhakkak, kendi
yaratması içeriğinde ve kendi yaratması tarafından kuşatılmış bir
olaydır.
Bu konu da, Kuran’dan mealen :
- Ve siz dileyemezsiniz, meğer ki: Allah dileyecek olsun. Şüphe yok
ki, hakkıyla bilen, hakîm olan, ancak Allah'tır. 76/30
Sınav geçirenlerin dünya hayatlarında, değerlendirmeler yapması,
Kuran’dan mealen :
- Dilediğini rahmetine sokar, zâlimlere -gelince, onlar için elem
verici bir azab hazırlamıştır. 76/31
Allah, dilediğini rahmetine sokar, rahmetinden kovdukları ise ancak
zalimlerdir. Demek oluyor ki takdirde bir değerlendirme söz
konusudur, kişi zalim değilse, Allah’ın rahmetini umabilir. Konuları
açarsam çalışma makaleden çıkıp kitap haline dönüşmeye başlar,
örneğin zalimlerin gerçekleri örtenlerin yani kafir kimseler
oldukları bunlarında Allah’ın rahmetinden umut kesmiş kimseler
oldukları şeklinde Kur’an’a dayalı olarak geliştirme yapılabilir. Bu
tür açılımları okuyucuya bırakıyorum. Kuran’da da belirtilen bütün
ifadelerin tafsilatları yine Kuran’da vardır, Kuran Mubin ve
tafsilatlı bir kitaptır, Öğretim yöntemi de kendi içerisindedir, her
bilgi bir metotla öğrenenlere aktarılır, Örneğin, tümden gelim, tüme
varım, misillendirme, muhkem Müteşabih veriler gibi. Kuran’da
evrensel olduğundan bütün insanlara hitap eder, bu insanların
içerisinde hiçbir eğitim almamış ümmi kimseler olduğu gibi, bir çok
konuda ileri düzeyde eğitim almış kimselerde vardır, Bundan dolayı,
Allah Kuran’ı yine Kuran’ın içeriğinde bulunan tekrarlı olarak
vurgulanan Yedi Öğretim Metoduyla birlikte indirmiştir. Kuran
ifadesiyle bu metotlar “Seba Minelmesani” metotlar içerisinden
seçilmiş tekrarlı yedi öğretim metodu. Kuran dan mealen :
- And olsun ki, sana tekrarlanan yediyi - Öğretim Metodunu - ve
büyük Kurân'ı verdik. 15/87
Konumuza dönecek olursak , bir çok insanın Kader konusunda
araştırmalar yapmasına rağmen, kilitlenip kalmaları ve bir neticeye
varamamalarının temel nedeni, her şeyin yaratıcısı Allah olmasına
rağmen, bu külli yaratmanın dışına çıkmadan nasıl olur da insanlar
kendi amellerinde hür bir seçenek sahibi olabilirler, başka bir
ifadeyle kendi amellerini izinli bir yaratma olsa dahi, kendi
amellerini yaratıp sahiplene bilmektedirler. Zira bu olayda aynı
anda iki olay mevcuttur ve yürüttükler mantık kapsamında bu onlara
mümkün görünmemektedir, bu olayın onlara göre mümkün olması için,
aynı anda ve bir cihetten iki farklı olayın meydana gelmesine
ihtiyaç vardır, başka bir ifadeyle aynı anda bir bardağın tamamıyla
dolu ve boş olması olması veya aynı anda bir kapının tam kapalı ve
tam açık olmasını gerektiren bir olay meydana gelmeli veya
gözlemlenmeli ki kader olayının oluşmasına örnek olabilsin derler,.
Başta yazdığım gibi bu konunun imkansızlığına örnek olarak Gazzâli
şöyle diyordu : “Gazzâli şöyle cevap verir : Allah Teâlâ’nın
kudretinin taalluk ettiği fakat ilminde onu yapmayacağını bildiği
şeyler hakkında bizde o şeyi yapmayacağının bilgisini yaratır. Bu
mümkündür. Muhal olanlar ise şunlardır. Bir şeyi aynı anda ispat ve
nefey etmek, varlık ile yokluğu aynı anda beraber düşünmek; bir
varlığın aynı anda ve bir cihetten iki mekanda olması gibi
şeylerdir.” (Prof. Dr. İrfan Abdulhamid, İslam’da İtikadi Mezhepler
ve Akaid Esasları Sayfa 293 Çeviren Dr. M. Saim Yeprem. Marifet
Yayınları İstanbu1983 Baskısı.)
İfadeyi şıklara ayırırsak:
a) “Gazzâli şöyle cevap verir : Allah Teâlâ’nın kudretinin taalluk
ettiği fakat ilminde onu yapmayacağını bildiği şeyler hakkında bizde
o şeyi yapmayacağının bilgisini yaratır. Bu mülkümdür.”
Bununla şunu demek istiyor, Allah, yaratmaya razı olmadığı bir şeyin
bilgisini bizde yaratır, bide istemeyi veririz, böylece o şey
yaratılmamış olur, dolayısıyla yaratmaya razı olduğu şeyin bilgisini
bizde yaratır, bizde isteriz, Allah’ta o şeyi yaratır. Bunu anlarım
bu mümkündür demektedir. Mümkün görmediği yani imkansız başka bir
ifadeyle muhal gördüğü ise:
b) “Muhal olanlar ise şunlardır. Bir şeyi aynı anda ispat ve nefey
etmek, varlık ile yokluğu aynı anda beraber düşünmek; bir varlığın
aynı anda ve bir cihetten iki mekanda olması gibi şeylerdir.”
Bu şekildeki bir anlayışta çok temel iki yanılgı mevcuttur, Şöyle ki
:
1) Allah’ın her şeye kadir olduğunu; olmasını istediği her şeyi ve
her olayı yaratabileceğini bileceğini dikkate almamaktadır, Allah,
değil bir olay içinde iki olay, bir olay içerisinde sınırsız olay
yaratabilir, zira Kuran öğretisine göre, Allah her istediğini
yaratabilir, bir şeyin olmasını istedi mi ona “Ol” demesi
yeterlidir, o şey hemen oluverir, Kuran’dan mealen:
- Bizim bir şeye sözümüz, onu dilediğimiz zaman ona ol dememizden
ibarettir ki, o da hemen oluverir. 16/40
- Gökleri ve yeri yaratmış olan, onların benzerlerini yaratmaya
kadir değil midir?. Elbette kadirdir. Ve o hakkıyla bilen
yaratandır. 36/81
- O'nun emri, bir şeyi istediği zaman ancak O'na "ol" demesidir ki,
o da hemen oluverir. 36/82
2 ) Gazâli’nin imkansız dediği olayların birçok benzerinin
çevremizde somut olarak mevcut olmasına rağmen, Gazâl bunları
görmemektedir. Bu örnekleri görmüş olsaydı, imkansız dediği şeylerin
hiçte imkansız olmadığını görmüş olacaktı. Şöyle ki:
Bilindiği gibi içinde yaşadığımız evren madde açısından, “Makro
Evren” ve “Mikro Evren” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Allah,
ayetlerini hem de afakta hem nefislerimizde yani evrende
göstereceğini vaat etmektedir, şöyle ki,
Kuran’dan mealen :
- Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi
göstereceğiz ki o (Kur’an)’ın gerçek olduğu onlara iyice belli
olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, (her şeyi görmesi sana)
yetmez mi? 41/53
Şimdi bu konuyla ilgili olarak afaka bakalı bakalım, gerçekten
imkansız diye nitelendirilen olaylar imkansız mıdır yoksa imkansız
değil de bazı oluşumlarda mümkün müdür :
MAKRO KOZMOSTA SÜPER POZİSYON OLAYLARI VEYA ÖRTÜŞEN OLAYLAR :
Güncel hayatta kullanılan mantık bir olay içinde tek bir olayın
meydana gelme Güncel hayatta kullanılan mantık bir olay içinde tek
bir olayın meydana gelme özelliğidir, örneğin, basit olması
açısından bizim için herhangi bir kapı ya açıktır yada kapalıdır,
iki kere iki her zaman için dörttür, bunlar bir olay içerisinde tek
bir olayı belirleyen kesin gerçekler olmasına ve kullar tarafından
değiştirilemez gerçekler olmasına rağmen, varlıkta öyle olaylar var
ki, bir olay içerisinde aynı anda iki ve daha fazla aykırı olayı
taşırlar, her bir olay diğerlerinden farklı olmasına rağmen her
gözlemlediğimizde doğru netice vermekle beraber diğerlerini yok
etmez, yalnız başına gözlemlenmeyi sever deney anında olayın
tamamını sahiplenerek kendisine dayalı hareket noktası oluşturur.
Kapının açık yada kapalı olma olayı birinci mantık için kolay
anlaşılır bir örnektir. İkinci mantık için kolay anlaşılır olarak ta
şu örnekleri verebiliriz, şöyle ki:
1- Işıkla gölgeyi bir birinden ayıran sınır çizgisine bak, çizgi
gölgeye mi ait, ışığa mı ait, aslında öyle bir çizgi var mı yok mu?
Bir birlerinden farklı olan bu hususlar aynı anda birbirlerini yok
etmeden gerçeği ifadelendirirler, çizgi ışığa aittir dersek
doğrudur, gölgeye aittir dersek doğrudur, çizgi olarak vardır dersek
doğrudur, yoktur dersek o da doğrudur. Bu tür versiyonlar yalnız
ışıkla gölgeye ait değildir, iki maddesel varlık, örneğin iki kağıdı
üst üste koy oluşan sınır çizgisi aynı hususları içerir.
2- Dairesel bir koşu pisti etrafında eşit mesafede, aynı yönde ve
eşit hızda koşan iki koşucu düşün, bunların her biri aynı anda
diğerinden, hem kaçmakta hem de aynı zamanda kovalamakta, kaçmadığı
gibi kovalamamaktadır da. İzahta hangi hareket noktasını alırsan al
diğerlerini yok etmeden doğruyu ifade etmiş olursun.
3- Hareket halindeki bir vasıtada seyahat ettiğini düşün, vasıta
hareket halindeyken vasıtanın hızına eşit bir hızla arka kapıya
doğru yürüdüğünde, aynı anda hem geldiğin istikamete geriye doğru,
aynı zamanda gittiğin istikamete ileriye doğru, aynı zaman da ne
ileriye doğru ne de geriye doğru gitmektesin.
4- Zamanı düşün, bilindiği gibi zaman anlardan müteşekkildir, peki
an nedir? “An” zamanın daha aza indirgenemeyen en küçük birimidir.
Bu en küçük birimi somut olarak basitçe şu şekilde
gözlemleyebiliriz. Elimize aldığımız bir kalemi ortalayalım, bir
ucunu hareket ettirdiğimizde buna bağlı olarak aynı şekilde öbür
uçta hareketlenir, bu kalemin boyutu ne olursa olsun, örneğin
milyonlarca ışık yılı boyutunda olsa dahi durum aynıdır, hareket
ettirilen uçtaki hareket boyuttan etkilenmeden öbür uca iletilir,
işte “an” hareketin bir uçtan öbür uca iletilme zamanıdır, burada da
iki durumla karşılaşıyoruz, a- hareket iletilmiştir o zaman arada
bir süreç geçmiştir, b- iki hareket birlikte meydana gelmiştir o
zaman arada zaman süreci yoktur. Böylece ikisi de doğru olan, diğer
bir ifadeyle bir olay içerisinde iki olayla karşılaşmış oluruz. İşte
“an“, hareketin, sırığın bir ucundan diğer ucuna iletilme zamanıdır.
Bu var olmasına rağmen elde mevcut aletlerle ölçülemez, ancak
zihnimiz boyutsuz olarak onu algılar.
5- Bir maddeyi kesmek suretiyle iki eşit parçaya ayırdığımızda her
iki parça bir birine eşit olarak bağımsız şekilde ayrılır. Bu olayı
ölçüp tespit edebiliriz, fakat yarılanmaları otomatik olarak
süreklilik arz eden olaylarda bu o kadar kolay değildir, örneğin:
Radyoaktif bir element düşünelim, yarılandığında tam yarıya
geldiğinde yarılanmayı ifade eden ayırım hattı hangi yarıya aittir.
Birincisine mi ait, ikincisine mi ait, bütüne mi ait, yoksa öyle bir
ayırım hattı yok mudur.
Bu gibi olaylara günlük hayatımızda çeşitli şekilde rastlamamız
mümkündür, bunlara süper pozisyon olayları veya örtüşen olaylar
diyebiliriz, izahta kendilerine ait bir mantık kapsamına girerler.
Hele bu tür olaylar, mikro kozmosa ait “Kuantum” olaylarında çok
çeşitlidirler, şöyle ki :
MİKRO KOZMOSTA SÜPER POZİSYON OLAYLARI VEYA ÖRTÜŞEN OLAYLAR :
Yüzyıldan fazla bir süreden beri, kuantum kuramı diye bir kuram
insanların zihnini meşgul etmektedir. Atom altı olaylarla ilgilenen
bu kuramda, birçok ilginç durumlardan örnekler verilmektedir.
Örneğin, kuantum Fiziğinin temel ilkesi, üst üste gelme (süper
pozisyon) ilkesidir, şöyle ki :
“KUANTUM FİZİĞİNİN anlaşılması en zor yönü üst üste gelme (süper
pozisyon) ilkesidir. Genel anlamda bu ilke bize, bir sistemin içinde
bulunabileceği durumları aritmetik işlem yapıyormuşçasına toplayıp,
çıkarabileceğimizi; sonuçta sistemin yeni durumlarını elde
edebileceğimizi söyler. Örneğin, sizden noktasal bir parçacığı
hayalinizde canlandırmanız istenirse, siz bu parçacığın belli bir
noktasında bulunduğunu, eğer hareket ediyorsa zamanla bu konumunu
değiştirdiğini düşünürsünüz. Ne yazık ki, kuantum fiziğinde
parçacıklar böyle bir durumda hiçbir zaman bulunmazlar. Elektronlar
gibi temel parçacıklar, genellikle, uzayın değişik noktalarında
bulundukları durumların üst üste gelmesiyle oluşan, bizim
hayalimizde canlandırmakta zorlandığımız bir durumda bulunurlar. Bir
başka deyişle, söylenmesi kolay olsun diye bunu “bir parçacık uzayın
değişik noktalarında aynı anda bulunabilir” şeklinde ifade ediyoruz.
Kuantum fiziği hakkında hiçbir şey bilmeyenler yukarıdaki paragrafta
muhakkak kaybolmuşlardır. Kuantum dünyasının bu özelliğini anlamakta
zorlanmamızın asıl nedeni, yaşadığımız, tanıdık olduğumuz dünyada
üst üste gelmiş durumlara hiçbir zaman tanık olmamamız. Bugüne kadar
hiç kimse bir nesnenin iki ayrı yerde aynı anda bulunduğunu
görmemiştir. Ya da siz bir dergiyi okurken, derginin bütün
sayfalarının aynı anda açık olduğunu ve bütün sayfaları aynı anda
okuyabileceğimize şahit olmamışızdır. Daha önce hiç görmediğimiz bir
nesneyi, daha iyi bildiğimiz nesne ve kavramlarla açıklamaya
çalıştığımız için kuantum dünyasını anlamak için elimizden gelen iyi
bir şey yok.” (TÜBİTAK, Bilim ve Teknik Dergisi, sayı 393 sayfa 28,
Ağustos 2000.)
Kuantum olaylarında üst üste gelmiş olayların ilginçliği ortada
olmakla beraber, bu tür olayların yalnız nesne bazında dikkate
alınarak, yaşadığımız tanıdık olduğumuz dünyada (Makro Kozmosta)
tanık olunamayacağının söylenmesi yanlıştır. Zira konu üst üste
gelen olayların varlığıysa, bu olayları yalnızca nesnel olaylara
hasretmemiz zorunlu değildir, aynı tip olayları, Makro kozmosla
ilgili olarak beş örnekte gösterdim, bunları çoğaltabilirdim fakat
konunun uzamaması için çoğaltmadım. Kaldı ki, nesne konumunda da,
daha üst boyutlarda (Makro Kozmosta ) üst üste gelme durumlarıyla
gözlem yapılabileceği çok geçmeden anlaşılmıştır. Şöyle ki :
“Kuantum dünyasının kavranması zaten kolay olmayan gariplikleri,
büyük ölçekli dünyamızla arasındaki sınırın yıkılmaya başlamasıyla
birlikte 2000 yılında yeni boyutlar kazandı. Cisimlerin aynı anda
iki farklı yerde birden bulunabilme gibi mantığımıza aykırı gelen
bazı özellikleri, şimdiye kadar yalnızca mikroskobik dünyaya özgü
sanılıyordu. Oysa geçtiğimiz yıl fizikçiler bu olguyu çok daha büyük
ölçeklerde gözleyerek, bir elektrik akımının süper iletken bir tel
halka üzerinde aynı anda ters yönlerde ilerleyebileceğini
açıkladılar. Ayrıca Ocak ayında bir başka fizikçi, yaygın inanışın
tersine, kuantum bilgisayarların karmaşık problemleri yıldırım
hızıyla çözebilmek için “dolanlıklı” denen bir kuantum özelliğinden
yaralanma zorunda olmadıklarını gösterdi.” (TÜBİTAK, Bilim ve Teknik
Dergisi, sayı 398 sayfa 6.)
Evet, bizi hayrete düşürse de, yaşadığımız evrende üst, üste gelen
durumların varlığı bir gerçektir. Bu tür olaylar bence, kuantumu
dikkate almadan da, verdiğim örneklerde de görüldüğü gibi, değişik
olaylarda da görülebilir. Kuantum Teorisi veya başka bir ifadeyle,
kuantum kuramı, yapılmış çeşitli deneylerle varlığı kanıtlanmıştır,
amacım bur da kuantum mekaniğini anlatmak olmayıp, yaşadığımız
evrende üst üste gelen süper pozisyon olaylarının varlığına dikkat
çekmektir, bundan dolayı bu deneylerden bahsetmeyeceğim, fakat
kuantum fiziğinin ne kadar ilginç olduğunu belirten, Niesl Bohr’un
şu sözünü nakletmeden geçemeyeceğim. “Bir insan kuantum fiziğini
düşünürken hiç başının dönmediğini söylüyorsa, bu, konuyu
anlamadığını gösteriri.” diyerek, teorinin şaşırtıcı yanlarına
dikkat çekiyor.
Şimdi, yukarıda vermiş olduğum örnekler dikkate alındığında, olamaz
dedikleri üç hususa “Muhal olanlar ise şunlardır. Bir şeyi aynı anda
ispat ve nefey etmek, varlık ile yokluğu aynı anda beraber düşünmek;
bir varlığın aynı anda ve bir cihetten iki mekanda olması gibi
şeylerdir.” aykırı, üst üste gelen bir çok olayın varlığını görmemiz
mümkündür, hatta kuantum fiziğinde, deneyi yapan kimse, deneyin bir
parçası sayılmıştır ki, gözlemci olaya hangi açıdan bakarsa, olayı o
noktada tespit eder ve görürü, aynı anda olayın öbür yanını göremez,
buna kısaca çökme (collopse) demektedirler. Bizim gözlem açımıza
göre, iki olaydan bir tanesi öne çıkmaktadır. Bir daire etrafında
aynı yönde koşan iki koşucu örneğinde, her hangi bir koşucuyu
kovalıyor olarak görmek istersek, onu onu kovalıyor olarak görürüz,
kaçıyor olarak bakmak istersek kaçıyor olarak görürüz, bütün bunlar
bir anda bir şahısta oluşmaktadır, fakat bizim gözlem açımıza göre,
iki olaydan bir tanesi öne çıkmaktadır, veya matematikte X kare = 25
denkleminde kökler X= +5 ve X= - 5 tir, iki ters kök aynı denklemi
her birisi aynı anda doğrular, ikisini birlikte denklemi doğrulamak
için kullanamayız, fakat her seferinde bir tanesiyle denklemi
doğrulaya biliriz. Yukarıda, kuantum olayları dahil bütün örnekleri
dikkate alarak, kader olaylarının oluşmasına baktığımda, kader
olaylarının meydana gelmesi tıpatıp aynıdır demeye cesaret
edememekle beraber, şu benzerliği dikkate almaktan kendimi
alıkoyamıyorum, Şöyle ki : Allah her şeyin yaratıcısı olmakla her
şeyi yaratmaktadır, kulların faaliyetlerine baktığımda ise, kulları
yaptıkları faaliyetleri kendileri yapar görmekteyim ve bütün bunlar
bir anda gerçekleşmektedir, gözlem açıma göre her seferinde iki
olaydan bir tanesini görebilirim ve her iki olay aynı anda doğrudur.
Bütün bunlara rağmen beni mazur gör, yinede kader olaylarının
meydana gelmesi aynı şeydir diyemeyeceğim, zira bana bunların da
üstünde bir oluşum olarak geliyor. Fakat şunu bil ki, her şeye gücü
yeten Allah, her şeyi yaratmasına rağmen, hiçbir zulüm yapmadan bizi
şerbetçe davranacağımız şekilde, kendi yaratması dışına çıkarmadan
kendi amellerimizi kendimiz yaratacağımız şekilde imtihan
etmektedir. Bu, Allah için gerçekleştirilmesi kolay bir işlemdir, ve
sakın ola ki, hiçbir zaman, Allah’ı suçlama, Allah hiç kimseye
zulmetmez, merhametlidir, zorla kimseyi cehenneme koymaz, cennete
girenler ise onun rahmetiyle girmişlerdir.
Sonuç olarak şunu hatırlatmamda fayda vardır, nasıl ki evrendeki
bütün olaylar örtüşmeli değilse, Örneğin her zaman için kapı ya
açıktır ya kapalıdır, bardak ya boştur ya da doludur, iki kere iki
her zaman için dörttür v.s. gibi bunlar tek boyutlu olayladır.
Kuran’ın ayetleri de öyledir, Örneğin, Allah her zaman tek bir
İlâh’tır, farzlar ve yasaklar da tek boyutludur,