2. Kitap Bölüm 11
bir şey hem helal hem haram olamaz, bir farz yerine başka bir şey
ikame edilemez, bir kimse aynı anda, hem Müslüman hem kafir olamaz,
Allah’ın sünnetine tabi olan şeylerde tek boyutludur v.s. gibi.
Kader olayın da tefekkür yapanların bunlara dikkat etmesi gerekir.
Görüldüğü gibi, İmamiyye Şiasının tahdis etmiş oldukları rivayetteki
örnekli izahı konuyla ilgili değildir. Konuyu İzah tarzım diğer
izahlarımdan istisnai olarak biraz uzun olduysa da konunun
gerekliliği ve önemi açısından buna gerek vardı. Kısmet olursa, bu
şekilde bir konu daha yazıp yine eski yazış tarzıma döneceğim Şöyle
ki:
İMAMİYYE ŞİASININ VAHİY GELMEDEN VAHİYDEN BAĞIMSIZ OLARAK
PEYGAMBERİN HÜKÜM KOYABİLECEĞİNİ İDDİA ETMESİ:
“... İshak b. Ammar, Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’dan
şöyle rivâyet etmiştir: <<Allah, Tebareke ve Tealâ peygamberini
terbiye etti. O’nu irade ettiği edep düzeyine getirince, o’na şöyle
dedi: “Sen pek büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem, 4) Dinini o’na
bırakmış ve şöyle buyurmuştur: “Resûl size neyi getirdiyse onu alın,
size neyi yasakladıysa ondan sakının.” (Nisa, 80) - (Meal (Haşr,
59/7 aittir, Nisa, 80’e ait dağidir. )
Allah, Azze ve Celle, miras paylaşımı ile ilgili hükümler koymuştur.
Fakat dede için bir pay belirtmemiştir. Resûlullah (sallallahu
aleyhi ve âlihi), dedeye mirastan altıda bir pay ayırmıştır. Allah
Celle zikrahu bütün bu tasarrufları o’nun için caiz görmüştür. İşte
şu âyette, buna işaret ediliyor: “İşte bu bizim bağışımızdır. İster
ver, isterse elinde tut; hesapsızdır.” (Sâd, 39) >> “ (Usul-u Kâfi
sh 375 H.692.)
Haşr, 59/7 ayetinde geçen mealen: “Resûl size neyi getirdiyse onu
alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının.” İfadesi, hem Şia
tarafından hem de Ehli Sünnet tarafından hadisleri kabul
ettirebilmek için ısrarla delil getirilmeye çalışılmıştır, Öyle ki
bu ifadeyi delil olarak göstermek suretiyle, hadis adı altında
tahdis edilecek bütün sözleri İslam dininin ana kaynağı olarak kabul
ettirmeye çalışırlar. Bu konuda daha önce Ehli Sünnete Verdiğim
cevap niteliğindeki çalışmamı Hem Şiaya, hem de Ehli Sünnete cevap
olmak üzere Kur’an’a dayalı olarak belirtecek olursam durumun hiçte
iddia ettikleri gibi olmadığını görmek mümkündür, şöyle ki:
İSLAM DİNİNİN ÖĞRENİLMESİNDE KAYNAĞIN NE OLMASI GEREKTİĞİ SORUNU
Bugün İslam alemi adı altında Dünyada yaklaşık 1,5 milyarlık bir
kitle bulunmaktadır, kendilerini Müslüman veya Mümin olarak
tanımlamalarına ve kutsal kitaplarının kuran olduğunu ifade
etmelerine rağmen inanç yönünden çok çeşitli görüşlere ve fırkalara
bölünmüşlerdir, bu bölünmüşlük fert bazında olabildiği gibi, mezhep
bazında da olabilmektedir, hatta bu bölünmüşlük aynı mezhep
içerisinde de oluşa bilmekte, aynı mezhebin bağlısı iki dini
şahsiyet aynı konuda tartışa bilmekte ve hiç bir neticeye
varamamaktadırlar, hatta inanç bölünmüşlüğü bir şahsın öz nefsinde
dahi oluşabilmektedir, aynı şahsın sabahki dini ayrı, akşamki dini
ayrı olabilmektedir zira sabah kabul ettiğini akşam, akşam kabul
ettiğini sabah değiştire bilmekte veya inkar edebilmektedir. Bu
durum günümüzde olduğu gibi bin yıldan fazla bir süreden beri
süregelen bir olgudur. Bu kargaşa ve bölünmüşlüğün nedenini,
Kûran’ın İslam dininin Tek Kaynağı ve Tek Rehberi olarak kabul
edilmemesinden kaynaklandığını söylediğimizde, bu söylemimizi kabul
etmeyip karşı çıkan bir çok kimseler tarafından Kûran’a dayandırılma
şeklinde karşıt iddialar ileri sürülmekte ve dolayısıyla hatalı
olduğumuz iddia edilmektedir. Bununda ötesinde savlarına cevap
vermemiz içinde sorgusal olarak çağrıda bulunmaktadırlar. Bende bu
noktadan hareketle karşıt iddialara cevap yazmanın bir gereklilik
olduğunu düşündüm. Soru bazında çeşitli şahısların iddialarından,
benim gördüklerim arasında bana göre en derli toplusu olan, ve Dr.
Emin Şimşek tarafından “Kur’an’ı Kerim “Sünnet-i Seniyye’ye uymayı
emrediyor” başlığı altında ki çalışmayı ele alarak, kısmet olursa
cevaplandıracağım. Dr. Emin şimşek çalışması içeriğinde sorusunu
“Günümüzde Kütüb-i Sitte ile ümmetin en muteber Hadis Kitabı kabul
ettiği hadisleri, kendi akıl ve mantığına uymadıkları gerekçesi ile
eleştirmeyi adet haline getirmiş, ilim fakiri kardeşlerimize sormak
isteriz” bağlamında yöneltmektedir. Vereceğim cevapları, okuyucunun
kolayca karşılaştırma yapa bilmesi için, suru metni içerisine belli
olacak şekilde “CEVAP :” İbaresini başlangıç olarak belirleyip
kısmet olursa ifadelendireceğim, Şöyle ki : “Kur'an-ı Kerim
"Sünnet-i Seniyye'ye" uymayı emrediyor
Editör Dr. Emin Şimşek
İslam’ın Ana kaynağı olan Kur’an’ı Kerim, birçok Ayeti Kerimesinde
Peygamberimizin uygulamalarına vurgu yapıyor, ve İslam’ın bir bütün
olarak yaşanabilmesi açısından, Peygamberimizin (SAV)
uygulamalarının olmazsa olmaz olduğunu beyan ediyor:
1-) “(Farz, vâcib, sünnet, müstehab, âdâb adına) Resûl size ne
getirmişse onu alın ve sizi neden menediyorsa, ondan da
kaçının”(Haşr,59/7)
Âyette geçen ve meçhul şey ifade eden “ me' ism-i mevsûlüyle ister
vahy-i metlûv adına Kur’ân olsun, isterse vahy-i gayr-i metlûv adına
kudsî hadîs ve hadîs olsun, Resûl’ün getirip tebliğ ettiği her şeyi,
“ fe ” edatıyla da, bunlara behemehal ittiba ve itaatin vacip
olduğunu ortaya koyuyordu. Aynı şekilde, ister Kur’an yoluyla,
isterse içtihatları, yorumları ve tefsirleriyle Allah Resûlü’nün
nehyettiği her şeyden de kaçınılması gerektiği sarâhatini veriyordu
ki, âyetin devamında: “Allah’tan korkun! ” diyerek, bunun bir takvâ
meselesi olduğunu ve kılı kırk yaran bir hassasiyetle görülüp
gözetilmesi gerektiğini hatırlatıyordu. Sahâbe bunu çok iyi anlıyor
ve Resûlullah’ın her sözüne, her fiil ve takrîrine uymakla takvânın
kazanılabileceğini, yani Allah’ın vikayesine girilebileceğini
düşünüyor ve hayatını hep O’nun vesayetinde sürdürüyordu. Zaten,
âyetin sonu ki: “Şüphesiz, Allah’ın ikâbı çok şiddetlidir” tehdidini
de gündeme getirdiğinden, sahâbi gibi kurbet kadrosunun böyle bir
riske girmeleri asla söz konusu olamazdı.
CEVAP 1-) :Dikkat edilir ise
Yukarıdaki ifadeyi, Peygamber sanki bizimle çağdaş ve yaşıyor
intibaıyla vermektedir. Öylesine bir ortam çiziyor ki, sanki
peygamber bizimle birebir diyalogda ve bize emirler vermektedir, ve
sakın ola ki onun bütün dediklerini yapmamazlık etmeyelim ihtarında
bulunuyor. Bu da güncel olarak mümkün olmadığına göre, yani
peygamberimiz Muhammed Aleyhissalâtu Vesselâm vefat etmiş olduğuna
göre, iddiacının peygambere uymaktan kastı kendi inandığı ve
peygambere isnat edilen hadislerin kabulüyle her ne olursa olsun
tartışmasız olarak uyulup uygulanmasıdır. Bunlar da, kendisine göre
Ehli sünnetin kabul ettiği hadisler olmalıdır, örneğin İmamiyye
Şiasının, kabul ettiği el-Kuleyni’ni Usul-u Kâfi deki hadis
rivayetleri veya Vehhabilerin kabul ettiği Ahmed İbni Hambel’in,
Müsned isimli kitabındaki hadis rivayetleri onu sistem olarak
ilgilendirmez, zira ilgilendirmiş olursa, ya mezhepsiz hale gelir
veya mezhep değiştirmiş olur. Hizip oluşumlara baktığımızda, a)
Sünnilere göre, Peygamber Sünni bir peygamberdir, b) Şiilere
göre, Peygamber Şii bir peygamberdir, c) Vehhabilere göre,
Vehhabi bir peygamberdir, d) Tasavvufçulara göre, Peygamber
Sofu bir peygamberdir, v.s. gibi her hizip kendi anlayışına göre
peygamberi konumlandırmaya çalışır. Bu açıdan bakıldığında, Kuran’da
vasıflandırılan peygamber tanımı dışına çıkıldığında sayısını
tespitte dahi zorlanacağımız çok çeşitli peygamber tanımıyla
karşılaşırız, ve bu tanımlar bir birlerine uyan tanımlarda değildir,
zira tanımlamada hareket noktası her hizbin atalarından devralmış
olduğu ve sürdürdüğü çok çeşitli rivayetlerdir. Bunlar öyle
şeylerdir ki hem kendi içeriklerinde çelişkili hem de Kuran’la
çelişkili oldukları gibi diğer hiziplerin elindeki rivayetlerle de
çelişkilidir. Benim peygamberimizle ilgili anlayışım, Peygamberimiz,
Muhammed, Aleyhissalâtu Vesselamın Kuran’da tanımlandığı vasıflarla
sınırlıdır, Kuran’da O’nun hakkında bilgi verilmekte ve örnek
alınması emredilmektedir. Bundan dolayı, O’nu örnek alırken, O’nu
hakkında bilgi veren ayetin, peygamberin hangi konumuyla ilgili
olduğuna dikkat ederim ve öylece anlarım, kısmet olursa bir sonraki
soruyu cevaplandırır iken bahsedeceğim gibi, peygamberimizin çeşitli
konumları vardır ve O’nu anlatan ayetlerde bütün konumlarıyla ilgili
değil, muhakkak belirli bir veya bağlantılı olarak birden fazla
konumuyla ilgilidir, ayetlerin bu şekilde anlaşılmaması halinde, ne
ayetten kastedileni anlıya biliriz nede peygamberi örnek edinmenin
ne manaya geldiğini anlayabiliriz, Bu anlayışın dışına çıkan
kimseler, ayetlerle karşılaştıklarında şaşırır kalırlar,
anlayışlarını savunurken Kuran’dan delil getirdiklerinde genelde
ayetleri tam metin olarak değil, kırparak verirler, yoksa bütün
tezleri kaçınılmaz olarak çöker, zira konumlandırma dışına
çıktıklarında ayetler onları doğrulamaz. Şöyle ki:
Soruda verdiği ayet örneği , Mealen:
1-) “(Farz, vâcib, sünnet, müstehab, âdâb adına) Resûl size ne
getirmişse onu alın ve sizi neden menediyorsa, ondan da
kaçının”(Haşr,59/7)
Ayetin tam metni, mealen :
- Allah’u Teâlâ, Peygamberine ganimet
olarak ne verdiyse Allah içindir ve Peygamberi içindir ve akrabaları
ve yetimler ve yoksullar ve yolda kalmış kimseler içindir. Tâ ki -bu
mallar- sizden zenginler arasında dolaşır bir servet olmasın ve size
Peygamber ne verirse artık onu alınız ve sizi neden menettiyse hemen
ona nihayet veriniz ve Allah'tan korkunuz. Şüphe yok ki: Allah,
azabı şiddetli olandır. 59 Haşr 7
Bana göre bu ayetten, peygamberin devlet başkanı olarak, ekonomi
üzerindeki yetkileri anlatılmakta ve vefatından sonra bu örnekten
hareketle İslam devlet başkanlarının bu yetkiye sahip olduklarını
ifade etmektedir. Bundan dolayı bu ayetten, peygamber adına söylenen
hadis iddialarının anlaşılması ve kabul edilmesi şeklinde bir
anlayış mümkün değildir. Zaten pratikte bu mümkün değildir, zira
peygamber adına ekonomi konusunda olsun veya daha başka bir çok
konuda olsun iddia edilen rivayetler hem kendi içeriğinde çelişkili,
hem de Kuran ile çelişkilidir, (Bak, incele
www.kuran-tekrehber.com da, bir çok örnek. Veya Fereç Hüdür,
“Kütüb-i Sitte’nin Eleştirisi ve Kur’an’a arzı” isimli araştırma
kitabı. Kişisel yayın. )
2-) Şüphesiz, Resûlullah’ta sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü
uman ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir misâl vardır” (Ahzâb,
33/21)
Bu âyet-i nurefşanı, şu eğri büğrü yollarda, şu bin bir badire
içinde, şu iç içe handikaplar ağında ve gâileli yürüyüşte ancak
Resûlullah’ın sünnetine temessükle sahil-i selâmete çıkılabileceğini
ilân ediyor!
CEVAP 2-) : Görüldüğü gibi,
Âzap, 33/21 ayetini, sünnete, dolayısıyla hadislere uymaya
endeksliyor, bu ise Kuran’a uygun bir anlayış olmadığı gibi,
hadislerin tamamına yakını hem bir birleriyle, hem de Kuran ile
çelişkili olduklarından Kuran’a uyumluluk ve pratik olma özellikleri
yoktur, Hadisleri incelediğimizde bunu açıkça görmemiz mümkün olduğu
gibi, ifade de Kuran’a uyulması gerektiğinden hiç
bahsedilmemektedir. Kuran barışçı ve adalet yönünden bütün
insanların hukukunu koruyan bir kitaptır, peygambere isnat edilen
hadislerde ise bu özellik yoktur, çok çelişkili versiyonlar ihtiva
etmektedirler, bunun böyle olmadığı yönünde itiraz olması halinde
bir çok örnek vermek mümkündür, benim tavsiyem hadis külliyatının
bir bütün olarak ele alınıp incelenmesidir. Hal böyle olunca, ayetin
veya benzer ayetlerin doğru anlaşılabilmesi için, peygamberin hangi
konumuyla ilgili olduğuna Kuran bütünlüğü içerisinde dikkat
edilmesine ihtiyaç vardır, Örneğin, peygamberimizi:
a) Nebi konumu, bu peygamberimizin vefatıyla birlikte kıyamete kadar
sona ermiştir,
b) Resul konumu, nübüvvetin sona ermesiyle, peygamberlik açısından
veya özel olarak gönderilmiş tebliğci açısından, kıyamete kadar sona
ermiştir.
Bu iki konumun örnek alınması, ancak, Müslümanların Resullük,
nebilik, mehdilik v.s. Şeklinde bir dini paye iddia etmeden, dini
tebliğde masumiyet ileri sürmeden, Kuran’dan anladıklarını anlatma
şeklindedir.
c) Devlet başkanlığı konumu,
ç) Yargıçlık konumu,
d) Baş komutanlık konumu,
e) Aile reisi konumu,
f) Yaşantı olarak davranışları ve sosyal konumu, gibi,
Bu açıdan, değerlendirildiğinde, hem peygamberimiz, hem de diğer
peygamberler konumlandırılarak örnek alınabilirler. Ayetlerin hangi
konum için indiklerine Kuran bütünlüğü içerisinde dikkat edilmesi
halinde konu kolayca anlaşılır,
3-) - (Ey Resulüm) De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana
uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah
çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır. (Ali İmran,2/31)
Ayeti Kerime Peygamberimize uymayı, Allah’a uyma ile eşdeğer
tutmakta ve Allah’ın sevgisini kazanmada bir vesile olduğunu
belirtmektedir. Bunu Kur’an, bizzat Peygamberimize bu şekilde hitab
etmesini istemektedir. Ayetin sonunda, peygamberimize uyanların
Affedileceği müjdesi ise, Hadsi-i Şeriflerin ve Sünnet-i Seniyye nin
İslam da nedenli önem arz ettiğinin bariz bir göstergesidir.
CEVAP 3-) Bu ayette, İslam Devlet sistemi konu
edilmiştir, şöyle ki:
Kuran’dan mealen:
- De ki: Eğer Allah Teâlâ'yı seviyor iseniz
bana uyunuz ki, Allah Teâlâ'da sizi sevsin ve sizin için
günahlarınızı yarlığasın. ve Allah Teâlâ gafurdur, râhimdir. 3 Ali
İmran 31
- De ki: Allah Teâlâ'ya ve peygambere itaat ediniz, eğer yüz
çevirirlerse şüphe yok ki Allah Teâlâ kâfirleri sevmez. 3 Ali İmran
32
Ayetlerde peygamberin Nebilik ve Devlet başkanlığı konumundan
bahsedilmektedir, İstenen itaat emir komuta zinciri şeklindeki bir
süreçtir, şöyle ki, peygamber öncelikle yalnız Allah’a itaat edecek,
Allah’ın emirlerini insanlara tebliğ ettiğinde de , İnsanlar yaptığı
tebliğe itaat etmelidirler şeklinde bir süreç, ayrıca bu sürecin
içerisinde başka ayette belirtildiği üzere Ulul - Emre itaatin
gerekliliği de emredilmiştir, bütün bunlara toplu olarak
baktığımızda İslam devlet sisteminin emir komuta sistemiyle, yargı
sisteminin yapısı ortaya çıkar, diğer bir yön olarak idari yapının
teşekkülü içerisinde, biat ve şura olayı vardır. Her ne açıdan
bakılırsa bakılsın bütün, tebliğ ve devlet sistemi yapılanmasının
üzerinde İlahi vahiy, dolayısıyla Kuran tek esastır, zira dini Allah
koyar ve din koyma olayında olsun, İlahlık olayında olsun kimseyi
kendisine ortak etmez. Bütün bunlar Kuran’da detaylı olarak
işlenmiştir. Örnek olması açısından kısmen değinecek olursam.
Kuran’dan, mealen :
- Ey imân edenler!. Allah Teâlâ'ya itaat
ediniz ve Peygamber'e de ve sizden olan emir sahiplerine de itaatte
bulununuz. Sonra bir şey hakkında ihtilâfa düşerseniz, eğer siz
Allah Teâlâ'ya ve âhi-ret gününe inanır kimseler iseniz onu Allah
Teâlâ'ya ve Peygamberine arz ediniz. O hem bir hayırdır, ve hem de
netice itibariyle daha güzeldir. 4 Nisa 59
- Ve onlara eminlikten veya korkudan bir haber geldiği zaman onu
yayıverirler. Ve eğer onu Peygamber'e veya kendilerinden olan emir
sahiplerine arz etseler elbette onlardan bunun hükmünü çıkaracak
zatlar bunu bilirlerdi. Ve eğer Allah Teâlâ'nın lütuf ve rahmeti
üzerinize olmasa idi pek azınız müstesnâ, elbette şeytana uymuş
olurdunuz. 4 Nisa 83
Görüldüğü gibi, yönetim sisteminde ve sorunların halledilmesinde,
İslam dininde bir hiyerarşi mevcuttur, bu sıralamada, peygamberin
sünnetine tabi olduklarını söyleyenlere göre:
a) Allah’a itaati, Kuran’a itaat ile,
b) Peygambere itaati, hadislere uymak ile, ifade edip,
peygamberi aramızda güncel olarak yaşıyormuş gibi günümüze
taşıdılar. Bu inançlarında samimi iseler, o zaman, kaçınılmaz olarak
peygamberimiz zamanındaki Ulul Emrin sözlerini de muhakkak günümüze
taşımaları gerekirdi; peygamberin vefatından sonra da Ulul Emr
mevcut olmuştur ve bunlar çokturlar bunların sözlerini ne yaptınız,
Hadis adı altında peygamberi günümüze taşıdığınızı iddia ettiniz,
Ulul Emrin sözlerini , neden günümüze taşımadınız, zira Ulul Emre
itaatin de gerekli olduğu Kuran’da kesin olarak emredilmiştir,
Rivayetlerle şahısları taşıyıp güncelleştirme mantığınıza göre bunu
yapmanız gerekmez miydi, fakat bu yapılmamıştır, yoksa siz ortaya
attığınız kıstaslara rağmen, kitabın bir kısmını kabul edip bir
kısmını red mi ediyorsunuz. Böyle yapanların cezası, Kuran ölçüsüne
göre, dünyada rezillik ve ahirette şiddetli azap değil midir. (Bak,
2 Bakara 83-84-85 ).
Yapamazdınız, zira bu hem Kuran’a uygun bir davranış olamayacağı
gibi, pratikte de mümkün değildi, İslam coğrafyası bir
imparatorluktu ve dolayısıyla Ulul Emr binlerceydi. Durum bu olunca,
binlerce çelişkili ve Kuran’a uymayan rivayetleri peygamber hadis
adı altında peygambere mal edip, bunlarla da atalar dinini insanlara
kabul ettirmek için bunca tarihi çabanız niyedir.
Yukarda ki ayetlerde örnek alma yönünde bizden istenen, her devirde
güncel olarak, İslam devlet başkanının, Ulul Emrin ve Müslümanların
Kuran’a itaat etmeleri, peygamber zamanında peygamberin ve yönetimde
ki şahısların, peygamberden sonra da, İslam devletinde yönetimde yer
alan şahısların yani devlet başkanlarının ve Ulul Emrin Kuran’a
uygun yönetim yapmalarıdır. Bu kaçınılmaz olarak öyledir, zira İslam
dinine göre Hüküm ancak ve ancak Allah’ın dır, Allah hükmüne hiç
kimseyi ortak etmez, Din koyma veya hüküm koyma bir İlâh’lık
olayıdır, Kuran’dan mealen:
- Ve Rabbin onların sinelerinin neler
sakladığını ve neler ilân ettiklerini bilir.
28 Kasas 69
- Ve Allah, O'dur. O'ndan başka ilâh
yoktur. Hamd önünde de sonunda da onun içindir. Ve hüküm O'na
mahsustur ve ona döndürüleceksinizdir. 28 Kasas 70
- Ve aralarında Allah Teâlâ'nın indirmiş olduğu ile hükmet ve
onların arzularına tâbi olma. Ve Allah Teâlâ'nın sana indirmiş
olduğu şeylerin bazısından seni fitneye düşüreceklerinden dolayı
onlardan kaçın. Eğer onlar yüz çevirirlerse artık bil ki, Allah
Teâlâ muhakkak diliyor ki, onları bazı günahları sebebiyle musibete
uğratsın. Ve şüphe yok ki, insanlardan birçokları elbette fasık
kimselerdir. 5 Maide 49
-- Onlar câhiliyet devrindeki hükmü mü arıyorlar?. Allah Teâlâ'dan
daha güzel hükmeden kim vardır?. Tam kanaat sâhibi bir kavime göre?
5 Maide 50
4-) “Allah’a ve ümmî peygamber olan Resûlü’ne -ki o, Allah’a ve
O'nun sözlerine inanır- iman edin ve O'na uyun ki, doğru yolu
bulasınız” (A’râf/7: 158)
Ayeti Kerime, doğru yolu bulmanın Resule uymaktan geçtiğine açıktan
ilan ediyor.
CEVAP 4-) 7 Araf 158 de
Peygamberin yalnızca Allah’ın vahyine inandığı ve tabi olduğu
açıktır, olay bu olunca iddia ettikleri gibi, peygamberin, din
konusun da, Kuran vahyi haricinde hareket etmesi mümkün değildir,
Kuran’dan mealen:
- De ki: Ey insanlar!. Şüphe yok ki ben
hepinize Allah Teâlâ'nın bir elçisiyim. Öyle Allah ki, göklerin ve
yerin mülkü ona mahsustur. Ondan başka ilâh yoktur. Hem diriltir ve
hem öldürür. Artık Allah Teâlâ'ya ve bir ümmî peygamber olup Allah'a
ve onun kelimelerine inanan Resulüne imân ediniz, ve ona tâbi olunuz
ki, hidâyete erişebilesiniz. 7 A’raf 158
Ayette, peygamberin Nübüvvet ve devlet başkanlığı konumu vardır.
5-) - “Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ/4:
80)
Ayeti Kerime,peygambere itaatin neden gerekli olduğunu ve itaatin
zorunluluğunu ortaya koyar. Âyetler, Resûlullah’a (s.a.s.) itaati,
Allah’a itaat saymıştır.
- Her kim Peygambere itaat ederse muhakkak Allah Teâlâ'ya itaat
etmiş olur. Ve her kim yüz çevirirse -aldırma- çünkü seni onların
üzerine muhafız göndermedik. 4 Nisâ 80
CEVAP 5-) Ayette, peygamberin
Nübüvvet ve devlet başkanlığı konumu vardır. İddia ettikleri gibi
Kuran’ı bırakın, Hadisler Kuran’ı iptal eder , din olarak siz
hadislerden sorumlusunuz şeklinde ayeti anlamak mümkün değildir.
6-) - “Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.' (Enâm,6 /50)
Allah Resulü, vahy ile donanmış olduğunu Kur’an beyan etmesini
istiyor!
CEVAP 6-) Peygamberin salt
olarak yalnız Kuran vahyine uyduğu açıktır, hal böyle olunca
peygamberin Kuran dışında sözleri var, hatta bu sözleri Kuran
ayetlerini dahi iptal eder diyerek, hadis iddialarına davet etmenin
mantığı nedir. Kur’an’dan mealen:
- De ki: Ben size demiyorum ki: Benim
yanımda Allah Teâlâ'nın hazineleri vardır. Ve ben gaybı da bilmem ve
size demiyorum ki, ben hakîkaten meleğim, ben bana vahiy olunandan
başkasına tâbi olmam. De ki: Kör ile gören kimse aynı olur mu?. Hiç
düşünmez misiniz?. 6/50
Zaten bütün Müminlerde Mümin olabilmek için Vahye tabidirler, burada
sorun ne, sorun hadis iddialarının Vahiy olduğunu yani onlarında,
Kuran’dan farksız, hatta nesih olayında Kuran’a baskın yani
Kuran’dan üstün olduğunu kabul ettirebilme çabasıdır, somut bir
örnek olması açısından, Zina olayın da, Recim etme cezası, Kuran’da
olmamasına rağmen, Kuran’ın bu konudaki had cezasını iptal edip,
kendilerine göre geçerli olan Recim cezasını uygulamalarını
gösterebiliriz.
7-) - “şüphe yok ki, sen doğru yola rehberlik edersin. “ (Şu’ra,
42/52)
Efendimiz (SAV) in, doğru yolun Baş Rehberi olduğundan bahsediyor.
CEVAP 7-) İddia dan açıkça
anlaşılan, yine hadislere davettir, Ayet metninde ise, Kuran’a davet
olduğu açıktır, Kuran’dan mealen:
- Ve işte sana da emrimizden bir ruh vahy
ettik. Sen bilir değildin ki, kitap nedir, îman nedir ve lâkin biz
onu bir nûr kıldık, onunla kullarımızdan dilediğimizi hidâyete
erdiririz ve şüphe yok ki, sen bir doğru yola rehberlik edersin. 42
Şu’ra 52
8-) - Allah ve Resûlü bir meselede hüküm verdiği zaman inanmış bir
erkek ve kadına, o meselede kendi isteklerine göre bir tercih hakkı
yoktur. Her kim Allah ve Resûlü'ne karşı gelirse, apaçık bir
sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzâb/33: 36)
Allah ve Resulünün, bir meseledeki hükümlerinin aynı olduğunu ve bu
konuda herhangi bir tercih lüksünün olmadığına işaret etmektedir.
Tercihi seçenlerin apaçık bir sapıklık içinde olduklarına hüküm
vardır!
CEVAP 8-) Burada da, peygamberin
yargıçlık konumu vardır, dolayısıyla İslam dininde İslam
yargıçlarının konumu da belirtilmiştir. Bunun hadislerle hiçbir
ilgisi yoktur.
9-) 'Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan
geri durun...' (Haşr, 7) .
Peygamberimizin sadece önerilerini değil, aynı zamanda nehyettikleri
yasakları da göz önünde bulundurmamızı emrediyor.
CEVAP 9-) Peygamberin devlet
başkanlığı konumuyla ilgili olan 59 Haşr 7 ayeti, hadisleri kabul
ettirebilmek için hadis iddiacılarının, ayette bildirilen esas
mananın anlaşılmaması için, iddialarına delil olarak ileri
sürdüklerinde kırparak yazmak suretiyle en fazla çarpıtmak
istedikleri ayettir, ayette ganimet dağıtımı konu edilmişken, hadis
adı altında size her ne söylersek kabul edin manasında olduğunu
iddia ediyorlar. Kuran’dan mealen :
- Allah’u Teâlâ, Peygamberine ganimet
olarak ne verdiyse Allah içindir ve Peygamberi içindir ve akrabaları
ve yetimler ve yoksullar ve yolda kalmış kimseler içindir. Tâ ki -bu
mallar- sizden zenginler arasında dolaşır bir servet olmasın ve size
Peygamber ne verirse artık onu alınız ve sizi neden menettiyse hemen
ona nihayet veriniz ve Allah'tan korkunuz. Şüphe yok ki: Allah,
azabı şiddetli olandır. 59 Haşr 7
Görüldüğü gibi, ayette işlenen konunun, hadisleri kabul etme
iddialarıyla hiçbir ilgisi yoktur.
10-) - Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan
anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip verdiğin hükmü içlerinde
hiçbir sıkıntı duymadan kabul edip ona teslim olmadıkları sürece
iman etmiş olmazlar.” (Nisâ/4: 65)
İmanı, peygamberimizin hakem olarak kara verdiği konularda, kalben
tasdik etmeyenlerin hakiki manada iman etmediklerine işaret ediyor.
CEVAP 10-) Yine sanki peygamber
günümüzde yaşıyormuş manasında, hadis iddialarını kabul ettirme
çabası.
11-) “Allah ve Resûlü’ne inanıyorsanız, anlaşmazlığa düştüğünüz
konuları, Allah’a ve Resûlü’ne arz ediniz.” (Nisâ/4: 59)
âyeti de sünnete müracaat emrini teyid eder.
CEVAP 11-) Yine sanki peygamber
günümüzde yaşıyormuş manasında, hadis iddialarını kabul ettirme
çabası. Daha öncede belirttiğim gibi, bu ve bu gibi ayetlerin hadis
kabulüyle bir ilgisi yoktur. Hadis diye önerdikleri de kendi
mezheplerinde geçerli olan hadislerdir. O zaman sormak lazım Kuran’a
uymayan ve kendi içerisinde çelişkili olan hatta ahlaka ve insafa
aykırı olan hadisler konusundaki görüşü ile, kendi mezhepleri
dışlarında olan ve kendilerince kabul görmeyen ancak öbür
mezheplerce kabul gören hadisler konusunda görüşleri nedir.
12-) - “Ey iman edenler! Sizi, size hayat verecek şeylere sizi
çağırdığı zaman Allah’a ve Resûlü’ne uyun.” (Enfal/8: 24)
Âyetindeki “Peygamber’in çağrısı”nda bir sınırlama olmaması, O’nun
her emir ve yasağına uyulması lâzım geldiğini gösterir.
CEVAP 12-) Yine aynı şeyler.
Peki biz Kuran’daki her söze imin ediyoruz, Kuran’dan bizim
nefsimize yöneltilen her emri kendi nefsimiz üzerine geçerli
sayıyoruz, Hadislere iman ettiğinizi söyleyen kimseler olarak,
sizlerde hadislerdeki her söze iman ediyor muzsunuz, hadislerden
nefsinize yöneltilecek her emri nefsiniz üzerine geçerli kabul
ediyormuşsunuz,? Bana sorarsanız böyle bir kabul de bulunmanızı hiç
tavsiye etmem, birkaç örnek yazmamı ister miydiniz? Evet demeden
önce hadisleri bir kez daha gözden geçirmenizi tavsiye ederim.
13-) - “...Resûl’e karşı gelenler, Allah’a hiçbir zarar veremezler.
Allah, onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.” (Muhammed/47: 32)
âyette, Hz. Peygamber’e karşı gelmenin Allah’a karşı gelme sayıldığı
açıkça görülmektedir. Buradan, “Sünnete i’tisâm etmemek, Kitab’a
i’tisâm etmemektir.” sonucunu çıkarmak da mümkündür.
CEVAP 13-) Aynı iddialar.
14-) - “O, arzusuna göre konuşmaz.” (Necm/53: 3)
Efendimizin (SAV) i kendi heves ve arzularına göre değil, Allah’ın
dili olma keyfiyeti ile konuştuğunu beyan ediyor. Ayetin sünneti de
ihtiva ettiği, âlimlerce de kabul görmüş bir hakikattir.
CEVAP 14-) Peygamber için,
Allah’ın dili olma keyfiyeti tabirini de bunlardan işittik,
peygamber çarsı Pazarda mal fiyatlarını da sora bilir, sormuştur da,
peygamberde bir insandır, kendi şahsına ait sıradan sözleri
olabilir, örneğin saati sorsa, bu vahiy mi olmuş oluyor. Ayette
belirtilen Nebilik konumu ve Kuran vahyini tebliğ etmesidir.
15-) - “O ümmî Peygamber’e uyanlar (var ya) , işte o Peygamber
onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder. Onlara temiz
şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar” (A’râf/7: 157)
Efendimizin (SAV) , helal ve haramı belirlemede, Kur’an’ın emir ve
yasaklarına bir tercüman olduğunu dile getiriyor.
CEVAP 15-) Ayette peygamberin
Nebilik konumundan, Kuran ölçüsüne göre öğretide bulunması ve Kuran
ölçüsüne göre emirler vermesi konu edilmiştir, şöyle ki, Kuran’dan
mealen :
- O kimseler ki, Resûle, ümmî peygambere
tâbi olurlar. O peygamber ki, onu yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de
yazılmış bulurlar. Onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten men
eder ve onlara temiz olan şeyleri helâl kılar, onların üzerine pis
şeyleri de haram kılar. Ve onlardan ağır yüklerini ve üzerlerinde
bulunan bağlan kaldırır, artık o kimseler ki ona imân ederler ve ona
saygı gösterir ve yardımda bulunurlar ve onunla beraber indirilmiş
olan nur'a tâbi oluverirler, işte kurtuluşa erenler onlardan
ibârettir. 7 A’raf 157
“onunla beraber indirilmiş olan nur'a tâbi oluverirler” ifadesi
dikkate alındığında konu açıktır. Tabi olunması gereken Kuran’dır.
16-) “Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram tanımayan, hak
dinini din olarak benimsemeyen kimselerle zelil bir vaziyette tam
bir itaatle cizye verecekleri vakte kadar savaşın.” (Tevbe/9: 29)
âyeti, Hz. Peygamber’in bu yetki ve görevini ortaya koymaktadır.
CEVAP 16-) Müslüman olmayan
bütün insanları inandığınız hadis iddialarını kabul ettirebilmek
uğruna, Kuran’daki öğreti bütünlüğü hilafına bu şekilde konu
edeceğinize, bir bütün olarak, Kuran’daki inanç hukukunu, savaş ve
barış hukukunu okumanızı tavsiye ederim. Savaş şartlarıyla ilgili
olan bir ayeti, hadis sistemini kabul ettirmede, Kuran bütünlüğü
içerisindeki öğretiden bağımsız olarak bu şekilde ortaya koymanız
hem kendiniz için hem insanlık için hiçte iyi değildir. Örneğin,
Kuran’dan mealen:
- Ve ehli kitap ile en güzel yoldan
başkasıyla mücadele etmeyin. Onlardan zulmedenler ise müstesnâ, ve
deyiniz ki: bize indirilmiş olana ve size indirilmiş olana biz îmân
ettik ve bizim ilâhımız ile sizin ilahınız birdir ve biz ancak ona
teslim olmuş olanlarız. 29 Ankebut 46
- İşte bundan dolayı sen dâvet et ve emr olunduğun gibi dosdoğru ol
ve onların heveslerine tâbi olma ve de ki: Allah'ın kitaptan
indirilmiş olduğuna îman ettim ve aranızda adalet yapmakla emr
olundum, Allah bizim de Rab'bimizdir, sizin de Rab'binizdir. Bizim
amellerimiz bizedir, sizin amelleriniz de size aittir. Bizim
aramızla sizin aranızda bir huccet (münakaşa ve münazaa) yoktur.
Allah aramızı toplayacaktır ve dönüş ancak O'nadır. 42 Şurâ 15
Peygamberler birer öğretmen konumundadır, dersi anlamayan
öğrencisini öldüren öğretmeni kim görmüş ki, böyle bir şeyi,
peygambere ve Müslümanlara yakıştırıyorsunuz, Allah’tan korkun,
Zaten Kuran vahyi konusunda ve Peygamber sözleri konusunda da aynı
karışıklığı yaşıyorsunuz, bu öyle olmasaydı, Allah’ın kendi zatına
ayırdığı ve hiç kimseyi ortak etmediği hususları peygambere mal
etmezdiniz.
17-) - 'Peygamber'in emrine aykırı hareket edenler, başlarına bir
belânın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan
sakınsınlar' (Nur, 63)
Onun emirlerine aykırı davrananların, bir bela veya azaba duçar
olacaklarını ikaz ediyor!
CEVAP 17-) Aynı türden iddialar.
18-) - 'And olsun ki, Allah, inananlara, âyetlerini okuyan, onları
arıtan, onlara Kitab ve hikmeti (sünneti) öğreten, kendilerinden bir
peygamberi göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri
apaçık sapıklıkta idiler ' (Âl-i İmrân, 164) .
Efendimiz (SAV) ‘in, Kur’an ile birlikte kendi uygulamalarının bir
hikmet ve Kur’an’ın rehberliğinde bir öğreti olduğun beyan
etmektedir.
CEVAP 18-) Hikmet kavram olarak,
Kuran’ı, Allah’ın razı olduğu şekilde doğru anlama yetisidir, aynı
zamanda Kuran’da hikmet örnekleri de vardır. hikmeti peygambere mal
ettiğiniz hadislerle özdeşleştirip buna Vahiy dediniz. Halbuki
hikmet peygambere has bir olay değildir, tüm Müslümanlar için de
olabilen bir olaydır, Hikmet eşittir Vahiy ise o zaman hikmet sahibi
bütün Müslümanlar Vahiy’mi alıyor. Bu anlayış Kuran öğretisinden çok
uzak bir anlayıştır. Kuran’dan mealen :
- Dilediğine hikmet verir. Kendisine hikmet
verilmiş olan bir kimse ise muhakkak ona bir çok hayır verilmiş
olur. Ve bunu ancak halis akıl sâhipleri tefekkür eder. 2
Bakara 269
Sonuç olarak ta şöyle demektedirler:
“Sonuç:
Günümüzde Kütüb-i Sitte ile ümmetin en muteber Hadis Kitabı kabul
ettiği hadisleri, kendi akıl ve mantığına uymadıkları gerekçesi ile
eleştirmeyi adet haline getirmiş, ilim fakiri kardeşlerimize sormak
isteriz:
Kur’an’ı Kerimin bu ifadeleri doğrultusunda, şayet, sizlerin iddia
ettiğiniz üzere, Allah, Peygamberimizin uygulamalarının günümüze
kadar gelmesini istemese idi, veya gelmeyeceğini biliyor idiyse, o
zaman neden Peygamberine uymayı Kur’an’da emretmiş oluyordu ki? Bunu
iddia edenler, bu iddiaları ile Kur’an’ı ve dolaysıyla Allah’ı
–haşa- gereksiz konuları yazmak ile itham ettiklerinden farkında
değiller mi? Allah, Resulüne uymayı, onun getirdiklerini yapmayı
emredecek,lakin ne getirdiğini kendisinden sonraki kullarına
bildirmekten –haşa- aciz olacak!
Bunu ifade edenleri kendi çelişkileri ile baş başa bırakarak konu
ile ilgili gelen itirazları kısaca cevaplandıralım :
CEVAP: Bana göre, Peygamberin
örnekliğini, Kur’an dışına taşırdığınız için olayı görme konusunda
sorun yaşıyorsunuz, karışıklık bizde değil, Vahyi, ve Vahiyle
bildirilen emirleri yerli yerince konumlandıramadığınızdan, sorun
yaşayan sizsiniz, her şeyi bir tarafa bırakarak kendi nefsinde
düşünün, Kütüb-i Site de yer alan hadislerin kaç tanesi İslam dini
açısından uygulanabilir haldedir, Kuran İslam dini için imamsa ki,
öyledir, ayriyeten hadisler nasıl imam olabilir, siz hiç iki İmamı
olan cemaat gördünüz mü ki, iki imamlı cemaati İslam dinine layık
görüyorsunuz, bu sadece Kütüb-i Sitte artı Kuran açısından iki
imamlılıktır, diğer hiziplerin ellerindeki hadis külliyatlarını da
işin içine katarsanız, tarihi süreç içerisinde imamların sayısını
tespitte dahi zorlanırsınız. Bundan dolayı İslam dini adı altında
büyük bir inanç parçalanması yaşanmaktadır, bunu görmüyormuşsunuz.
BUNDAN SONRASIN DA HADİSLERE DAYALI BİR HADİS
SÜRECİ ANLATILMAKTA, KENDİM HADİSLER DAYALI BU TÜR ŞEYLERİ CİDDİYE
ALMADIĞIMDAN, CEVABIM: BU TÜR ŞEYLERLE UĞRAŞMAYA DEĞMEZ ŞEKLİNDEDİR
. İŞLENEN KONU ŞÖYLEDİR:
SORU 1-) Peygamberimiz (SAV) , kendi sözlerinin kayd edilmesini
yasaklamış mıdır? Yasaklamış ise, Hadisi şerifler nasıl oluşmuştur?
El-Cevap:
Evet, yasaklamıştır, lakin bu yasaklama dönemi, Kur'an’ın ilk nazil
olduğu döneme kapsamaktadır, tümünü değil. Çünkü bu yasaklamanın
birincil sebebi, yeni nazil olan Kur'an Ayetlerinin yazılmasının
önemine istinaden bir yasaklama getirmiştir. Kendi sözlerinin
yazılması ile Kur'an Ayetlerinin yazılmasının, geçmiş dönemlerde
Tevrat ve İncilin içine belli belirsiz sözlerin karışmasından endişe
ettiğinden, vahiy Katiplerine Kur'an Ayetlerinin yazılmasını
söylemiş, kendisinden bir şeyin yazılmasını yasaklamıştır!