ANA SAYFA

 1. KİTAP BÖLÜM 1

1. KİTAP BÖLÜM 2

1. KİTAP BÖLÜM 3

1. KİTAP BÖLÜM 4

1. KİTAP BÖLÜM 5

1. KİTAP BÖLÜM 6

1. KİTAP BÖLÜM 7

1. KİTAP BÖLÜM 8

1. KİTAP BÖLÜM 9

1. KİTAP BÖLÜM 10

1. KİTAP BÖLÜM 11

1. KİTAP BÖLÜM 12

  1.KİTAP BÖLÜM 13

1. KİTAP BÖLÜM 14

1. KİTAP BÖLÜM 15

1. KİTAP BÖLÜM 16

1. KİTAP BÖLÜM 17

1. KİTAP BÖLÜM 18

1. KİTAP BÖLÜM 19

1. KİTAP BÖLÜM 20

1. KİTAP BÖLÜM 21

1. KİTAP BÖLÜM 22

1. KİTAP BÖLÜM 23

1. KİTAP BÖLÜM 24

2. KİTAP GİRİŞ BÖLÜMÜ

2. KİTAP BÖLÜM 1

2. KİTAP BÖLÜM 2

2. KİTAP BÖLÜM 3

2. KİTAP BÖLÜM 4

2. KİTAP BÖLÜM 5

2. KİTAP BÖLÜM 6

2. KİTAP BÖLÜM 7

2. KİTAP BÖLÜM 8

2. KİTAP BÖLÜM 9

2. KİTAP BÖLÜM 10

2. KİTAP BÖLÜM 11

2. KİTAP BÖLÜM 12

2. KİTAP BÖLÜM 13

2. KİTAP BÖLÜM 14

2. KİTAP BÖLÜM 15

2. KİTAP BÖLÜM 16

2. KİTAP BÖLÜM 17

2. KİTAP BÖLÜM 18

2. KİTAP BÖLÜM 19

2. KİTAP BÖLÜM 20

2. KİTAP BÖLÜM 21

2. KİTAP BÖLÜM 22

2. KİTAP BÖLÜM 23

2. KİTAP BÖLÜM 24

2. KİTAP BÖLÜM 25

2. KİTAP BÖLÜM 26

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2. Kitap Bölüm 3

Peygamberi övmek değildir. Bu toplantılarda mevlit diye okudukları sözleri Kur’an’ın önüne geçirmek veya Kur’an’la aynı şeymiş gibi kabul etmek İslam dini açısından olacak şey değildir. Bizzat şahit olduğum bir olayda, mevlithanlardan biri. Bu mevlit Kuran’dır, Kuran’dan alınmadır diye takdim etti. İslam dinine karşı böylesine bir saçmalığı sanırım, Ebu Cahil bile sarf etmemiştir. Peygamberi övmek isteyenler ona salavat getirsinler, Kur’an’da belirtilen hususiyetlerini anlatsınlar, doğru olan budur.

9- Kendisi ile Allah arasına, kendisine tevekkül edeceği, onlara yalvaracağı ve onlardan yardım isteyeceği vasıtalar koyan kimse, küfre girmiştir. Demeleri:
İslam dininde dua, doğrudan Allah’a yapılır. Kullar, birbirlerinin iyiliği için Allah’a dua edebilirler, Allah’ım falana rahmet et, ona şifa ver demek, İslam dinine aykırı olan bir dua değildir, örneğin: cenaze namazı ölü için Allah’a yapılan bir duadır. Fakat duası beklenen şahsı, Allah’la kendisi arasında bir baskı vasıtası görmek, ona yalvarmak, ona adak adamak, İslam dininde kabul edilmeyen ve kişiyi müşrik yapan davranışlardır. Hele, Allah’tan başkasına dua etmek, dua yoluyla ondan yardım beklemek, o kişiyi İlah edinmedir ve dolayısıyla şirktir. Kur’an’dan mealen:

- (Yâ Rabbi), Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım isteriz! 1/5

10- Allah’ın kitabı ve Resûlünün sünnetinde bulunmayan bir şeyi (bidat) ortaya koyan kimse mel’undur ve ortaya attığı şey de reddedilir. Demeleri.
Hiç kimse Allah’ın kitabı olan Kur’an’a aykırı ve onda temelini bulmayan her hangi bir şeyi İslam dini adına ortaya koyamaz. Öyle bir şeye inanması ve iddia etmesi Kur’an’ı red etmesi; dolayısıyla İslam dışı olması demektir. Sünnet konusuna gelince, Peygamber hiçbir zaman Kuran’a aykırı bir dini tebliğ yapmamıştır. Fakat kendileri de bir Sünni ekol olmaları itibariyle, peygambere mal etmek suretiyle, sünnet diye neleri rivayet ettiklerini bu kitabın birinci cildinde uzun uzadıya örneklerle izah ettim. Dolayısıyla yapmış oldukları dini tehditleri bizzat kendileri işlemektedirler.

11- Nazar değmemesi için nazar boncuğu taşımak, muska takınmak, ağaç, taş ve benzeri şeyleri kutlu saymak, Allah’tan başkası için kurban kesmek, Allah’tan başkası için adak adamak, belânın, hastalığın yok olması için boncuk, ip, hamaylı ve benzeri şeyleri takınmak, yıldız falı ve benzeri şeylere inanmak, salih kişilere saygı gösterip onlardan dua yoluyla yardım dilemek, şirktir. Demeleri:

Nazar değmemesi için, nazar boncuğu taşımak taşımak gibi şeylere inanmak, muska takmak suretiyle muskanın kendisini koruyacağına inanmak şirktir. Kurban yalnız Allah için kesileceğinden, Allah’tan başkası için kurban kesmek şirktir. Allah’ın kutsal olduğunu bildirdiği, örneğin: Tuva vadisi ve Kabe gibi şeyler dışında herhangi bir şekilde, ağaç ve benzeri şeyleri kutlu saymak şirktir, zira bir şeyi kutsal yapan Allah’tır, Allah’ın kutsal kılmadığını hiç kimse kutsal sayamaz. Yani kısaca bu konuda iddia ettikleri, fal açmak ve Allah’tan başkasından dua yoluyla bir şey istemek dahil olmak üzere söyledikleri doğrudur.

12- Beş vakit namazın cemaatle kılınması farzdır. Namazı terk eden kimse kafirdir ve onlar hakkında dinden çıkmış (mürtet) hükmü verilir. Demeleri.
Beş vakit namaz cemaatle kılınabileceği gibi yalnızda kılınabilir. Kur’an’dan mealen:

- Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın saatlerinde namaz kıl; çünkü iyilikler, kötülükleri uzaklaştırır. Bu, ibret alanlara bir öğüttür. 11/114

Ayet mealinde görüldüğü gibi, namaz kılma emri tekildir, bundan da kişinin tek olarak, farz namazlar dahil olmak üzere namaz kılabileceği anlaşılır. Cemaatle namaz konusunda ise Kur’an’dan mealen:

- Namaz kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle berâber rükû edin. 2/43

Böylece, tek veya cemaatle namaz kılmanın mümkün olduğunu görmek mümkündür. Cemaatle namaz kılmak iyidir, fakat farz olması Cuma namazıyla ilgili bir husustur; Cuma namazının cemaatle kılınması farzdır. Diğer namazlar, cemaat imkanına rağmen hem cemaatle, hem de fert olarak yalnız kılınabilirler. Namazın terk edilmesi olayına gelince. Namazı terk eden Mümin değildir, zira namazı terk etmek Müminlerin vasıflarından değildir. Bu konuda, Kur’an’dan mealen:

- Felâha ulaştı o müminler, 23/1

- Ki onlar, namazlarında saygılıdırlar, 23/2

- Onlar namazlarını (vakitlerinde kılarak) korurlar. 23/9

Vehhabilerle ilgili olarak 13 ve 14 no.lu şıklardaki iddialara daha önce değindiğimden tekrarlamayacağım, şu kadarını söyleyeyim ki, bu iddialarıyla onlar açık bir şekilde Allah’ı Tecsim etmektedirler, yani cisim saymaktadırlar. Allah’ı cisim saymak şirktir. Diğer taraftan, Kütüb-i Sitte’deki ve Müsned’teki rivayetleri kabul etmekle, Kur’an’dan uzak oldukları gibi, bu inançları dolayısıyla Kur’an’ın İslam öğretisini red etmektedirler.

Örneğin, Kur’an’da, ab dest alırken ayakların mesh edilmesi (silinmesi) emredilmiştir. Kur’an’ı dikkate almayarak ab destte ayaklarını yıkayan Vehhabiler, İslam dini adına olur olmaz iddialarda bulunacaklarına önce gidip ab dest almasını öğrensinler.
Vehhabileri, diğer Kütüb-i Sitte bağlılarından farklı inançları, ana hatlarıyla bu şekildedir. Diğer taraftan, Kütüb-i Sitte’deki bütün, Kur’an’a aykırı hususları aynen kabul ettiklerinden, Kur’an’dan çok uzaktırlar.



       İMÂMİYYE ŞİASI (İsnâaşeriyye) ON İKİ İMAM MEZHEBİ

Bugün İran’da yaygın olarak bulunan bu mezhebe “Câferiyye” mezhebi de denmektedir.
Bunlar on iki masum imam kabul ettiklerinden dolayı, İsnâaşeriyye, yani on ikiciler; İmamlara inanmayı imanın şartlarından biri olarak gördüklerinden “İmâmiyye”; hem itikad hem de ibadet ve muâmelâtta İmam Câfer es-Sadık’ın görüşlerine dayandıklarından “Câferiyye” de denmiştir.
Bunlarında İslam anlayışlarının esasını diğer Sünni mezheplerde olduğu gibi, Tek başına Kur’an değil, Kur’an ve Onunla birlikte rivayetler teşkil etmektedir. Bir Sünni mezhep olmalarına rağmen diğer Sünni mezheplerden ayrı olmalarının nedeni, hadis kaynaklarıyla ilgilidir. Zira bunlar, Kütüb-i Sitte’yi kabul etmeyip, kendilerine ait “Kütüb-i Erbaa” denen dört hadis kitapları ile Nehc’ül-Belâğa isimli kitapları bulunmaktadır. Hadis külliyatlarının ayrı olmasını temel fark olarak görmemin nedeni, gerek İmamet anlayışlarındaki farklılıklar olsun, gerekse diğer bazı farklılıklar olsun dayanağını hadis külliyatlarının değişik kaynaklı olmasından almaktadırlar. İnançlarını ele alıp Kur’an’la karşılaştırdığımda, zaman, zaman anlarla diğer Sünni gruplar arasındaki bazı farklılıklara dikkat çekmeye çalışacağım.
Şia’i İmâmiyye'nin hadis anlayışı ve << Kütüb-i Erbaa - Dört Kitap>> denen hadis kitapları ve yazarları şunlardır:

Şia’i İmamiyye, tıpkı Ehlisünnet gibi, hadislerin geçerli olup olmaması konusunda o hadisin İsnat ettiği yani dayandığı ravi zincirini esas almakta, fakat Ehlisünnet farklı olarak, kendilerince kabul edilen hadislerin Ehl-i Beytin, cedlerinden rivâyet edilmiş olduklarını iddia etmektedirler. Yani, kendilerince bir hadisin kabul görmesi için o hadis senedinin, Örneğin: Sâdık, Bâkır’dan, o, babası Zeyn’ül-Abidin Ali’den, o, babası Huseyn-i Sıbt’tan, o babası Emir’ül-Mü’minin’den, o da Hazret-i Resûlullah’dan (Sallâllahu aleyhi vesellem) rivâyet ederse kabûl ederler. Böylece Ehlisünnetin, sahabe yoluyla gelen hadislere uyma iddiasına karşılık, İmâmiyye, Ehlibeyt İmamları yoluyla gelen hadislere uyduklarını iddia etmektedirler. Dikkat edilirse her iki tarafta da, temelde sistem aynı olup, hadisin kabulüne esas Kur’an ölçüsü olmayıp, hadisin dayandığı senettir.
Ehlisünnetteki altı hadis imamı ve bu imamlara ait Kütüb-i Sitte denen altı hadis külliyatına karşılık. Şia’i İmamiyye mezhebinde üç hadis imamı ve bu imamlara ait Kütüb-i Erbaa denen dört hadis kitabı külliyatı vardır. Şöyle ki:
1. Ebû Ca’fer Muhammed b. Ya’kuub-i Küleydi (H.328 veya 329, M.939 Bağdat’ta Vefat) ye ait “el-Kâfi fi İlmi’d-Din” veya “Kafi” isimli hadis kitabında 16199 hadis bulunmaktadır. Kitabını Usûl ve Fürû’a dair iki bölüme ayırmıştır. I-VII. Bâbına el-Usûl mine’l-Kafi; VIII-XXX. Bâblarına da el- Fûrû’mine’l-Kafi denir. Ehlisünnette Buhari ne ise Şia’ İmamiyye de de Küleyni odur. İddia ettiklerine göre Gaybet-i Suğra zamanında yani Mehdinin küçük gizlenme döneminde Küleyni’nin “Kafi” isimli eseri, Mehdiyle irtibatta olduklarını iddia ettikleri dört sefir tarafından Mehdiye arz edilmiş ve Mehdi’nin bu Kitab için << Kâfi, Şiamıza kafidir>> dediğini rivayet etmişlerdir. Bundan da çok önemli bir husus ortaya çıkmaktadır. Öyle ki, Mehdi tarafından onaylanmış ve içerdiği hadis senetleri Ehlibeyt’e dayalı olan “Kafi” adlı hadis külliyatının her hadisi, kendisini Şia’ İmamiyye mezhebine mensup gören herkesi kesin olarak bağlayıcı bir nitelik taşımaktadır. Her ne surette olursa olsun bu hadislere aykırı söz söyleyen kimse, kendisini Şia’ İmamiyye mezhebinin bir ferdi olarak saysa dahi, tam anlamıyla Şia’ İmamiyye mezhebinin bir ferdi olmayıp, söylemiş olduğu aykırı söz yalnız kendisini bağlamakta olup, bu sözüyle Şia İmamiyye mezhebinin dışına çıkmış olur. Yani eleştiri yapanın eleştirisi yalnız kendisini bağlar, Mehdinin onayladığı hadisleri eleştirmekle de Şia İmamiyye mezhebinin dışına çıkmış olur
2. Ebû - Ca’fer Muhammed b. Ali b. Huseyn b. Mûsâ b. Babeveyh’il - Kum mi (355/966 da Bağdat’a gelmiş, 381/991 de Rey’de vefât etmiştir.)nin <<Men Lâ Yahzuruh’ul - Fakıyh>> adlı eserinde 9044 hadis mevcuttur. “İbn’ Babeveyh” “Şeyh Sadûk” lakaplarıyla da anılan Ebû - Ca’fer Muhammed b. Ali’ye << Ebû - Ca’fer-i Sâni>> de denir. Şeyh Müfid’in üstadıdır. Yazmış olduğu
3. <<Men Lâ Yahzuruh’ul - Fakıyh>> isimli hadis külliyatı Şia-i İmamiyye’nin hadise dâir ikinci ana kaynağını teşkil eder.
4. Ebû - Ca’fer Muhammed b. Hasan b. Aliyy-i Tûsi (Vefat 460/1068) nin ustaları. Bağdat da ders almış olduğu Şeyh el-Mufid ve Şerif el-Murtazâ’dır. Böylece Şeyh Sadûk’un eğitmiş olduğu şeyh Müfid tarafından eğitilmekle, eğitim yönünden Şia İmâmiyyenin ikinci hadis imamı Şeyh Sadukla bağlantısı açıktır. <<Şeyh’ut - Taife, Şeyh’ul - İmamiyye>> ve << Şeyh Tûsi>> diye anılan Muhammed b. Hasan’a <<Ebû Ca’fer’i Salis>> de denir. Hadis konusunda iki eser yazmış olup, bunlar 13059 hadis ihtiva eden <<Tehzib’ül - Ahkam>> ile 5511 hadis ihtiva eden <<El - İstibsâru fi Ma’htelefe fihi mine’l - Ahbar>> isimli eserdir. Bu iki eser Şia İmâmiyyenin üçüncü ve dördüncü hadis külliyatını teşkil etmektedirler.
Bu dört hadis külliyatından başka Şerif er-Radi (406/1016) tarafından yazılmış olan, ve Ali b. Ebi - Talibe isnad edilen hüdbeleri, sözleri, öğütleri, vasiyetleri, mektupları ve vecizeleri içeren << Nehc’ül-Belâğa >> isimli kitapta yine Şia İmâmiyyenin temel kaynaklarından biridir.
Şunu da belirteyim ki, nasıl peygamber adına hadisler uydurulmuşsa, Şia İmamiyye tarafından Ehlibeyt olarak tanımlanan, aslında peygamberin Ehli olan kimseler adına da hadisler ve sözler uydurulmuş olduğu hususunun da dikkate alınması gerekir. Bu itibarla uydurulmuş olan sözler, peygamberin Ehlini değil, uydurmuş olan kimseleri bağlar. Şia İmamiyye kaynaklarından örnekler verdiğimde bu hususun böylece dikkate alınması gerekir.

I- ŞİA İMAMİYYE’YE GÖRE KUR’AN VE HADİSLERİN KONUMU

1- Hadislerin, Kur’an âyetlerini nesh yani iptal edebileceğini iddia etmeleri:
Bu konuda, Nehc’ül- Beleğa’da, Kur’an’da farz olmalarına rağmen bazı ayetlerin iptal edildiğinin sünnetle bildirildiğini böylece sünnet esas alınarak Kur’an’da farz olan ayetlerin iptal edilebileceğini yani sünnetin Kur’an ayetlerini nesh edebildiğini açıkça ifade etmişlerdir. Her ne kadar bu sözde, sünnet nesh etmiyor, nesh edildiği sünnetle bildirilmiş demekteyseler de bu neticeyi değiştirmeyen bir dil sürçmesinden başka bir şey değildir. Çünkü netice itibarıyla sünnet, Kur’an ayetlerini iptal etmiş olmaktadır. Bununla da yetinmeyerek, Kur’an’da nesh edilmiş bazı ayetlerin, nesh edilme olayını sünnetin iptal ettiğini ve uygulanmaları sünnet tarafından devam ettirilir demektedirler. Özetlersem; Sünnetin Kur’an ayetlerini nesh edebileceğini ve hatta Kur’an’da nesh edilmiş ayetlerin neshini iptal edebileceğini iddia ederler. Bunun manası hem dıştan, hem de içten Kur’an’a tahakküm çabasıdır. Söyledikleri söz şudur: “Öyle âyetler vardır ki kitapta farzdır da nesh edilişi sünnetle bildirilmiştir. Öyle âyetleri de vardır ki sünnetle vâcip olmuştur, kitaptaysa terk edilmesine ruhsat verilmiştir.” (Nehc’ül- Belâga. Terceme, Abdulbaki Gölpınarlı, Sayfa 26 Neşriyat Yurdu, Yeni Şark Maarif Kütüphanesi 1972 baskısı. )

Bu iddialarının fıkıhlarında da geçerli olduğuna dair örnekler:

“Resûlullah evli olarak zina edeni recmetmiş, sonra ona namaz kılmıştır, mirasını da, miras düşenlerine vermiştir. Adam öldüreni öldürmüş, mirasını pay etmiştir. Hırsızlık edenin elini kestirmiş, evli olmadığı halde zina edeni dövdürmüş fakat sonra Müslümanların haklarından onlara düşen hakkı da kendilerine teslim eylemiştir;” (Nehc’ül- Belâğa. Neşriyat Yurdu, Yeni Şark Maarif Kütüphanesi 1972 baskısı, Terceme, Abdulbâki Gölpınarlı, Sayfa 250-251 ).

“Aklı başında olan birisi, bilerek dileyerek, kendisine helâl olmayan bir kadınla buluşursa, evli değilse, bekârsa, İslâm hükmünce ona yüz sopa vurulur; sonra başı traş edilerek bir yıl müddetle, bulunduğu şehirden uzaklaştırılır. Bu cezâyı yerine getirmek, İslâmi hükümetin vazifesidir. Kadın da rızâsıyla, dileyerek bu işi işlemişse yüz kamçı yer. Zinâ eden, evliyse, şehevi duygusunu meşru’ olarak helâlıyla tatmin edebileceği cihetle ona yüz kamçı vurulduktan sonra recmedilerek öldürülür; kadın da aynı cezâya çarptırılır.” (Ca’feri Mezhebi ve Esasları. Yazan, Âyetullah Kâşif-ül Gıtâ. Çeviren Abdulbaki Gölpınarlı, Zaman Yayınları 1979 baskısı Sayfa 107. )

Böylece , Kur’an’da olmayan recm cezasını, rivayetleri esas alarak uyguladıklarından, sünnet yoluyla; bu Konudaki Kur’an ayetini nesh etmiş olmaktadırlar.
Evli, bekar ayırımına göre, zina olayına recm cezası uygulamanın, Kur’an’a aykırı olduğunu, ve bu şekilde bir uygulamanın, bu konuyla ilgili Kur’an ayetini nesh olduğunu, Kütüb-i Sitte konusunu işlerken, Kur’an’dan örnekler vererek belirttim.
Şia İmamiyye mezhebinde, Ehli Sünnet mezheplerinde olduğu gibi, Kur’an’a aykırı birçok dini uygulamalar mevcuttur. Kur’an’a aykırı yapılan her uygulama, Kur’an’ın o konuda bildirmiş olduğu hükmü red veya başka bir ifadeyle nesh veya iptal manasındadır. Konuları işlemeğe devem ettiğimde bunlardan örnekler verdim. Recm olayına, Kur’an’ı nesh edişlerine bir örnek olsun diye burada deyindim.

2- Kur’an hakkındaki itikatları:

Dünyanın neresine gidilirse gidilsin iki değişik Kur’an bulmak mümkün değildir. Kur’an, Allah tarafından korunduğu gibi; Kur’an’ı taklit etmek mümkün değildir. Bu itibarla, gerek Ehli Sünnetin elinde mevcut olan, gerekse Şia İmâmiyyenin elinde mevcut olan Kur’an aynıdır ve Kur’an’ın kendisidir. Fakat iki tarafın elinde mevcut ve kendilerince geçerli olan rivayetlerde Kur’an’a karşı birçok saldırılar mevcuttur. Ehli Sünnetle ilgili olarak Kütüb-i Sitte’yi işlerken bunlara ait örnekler verdim. Şimdi Şia İmâmiyyenin bu ellerindeki rivayetlere dayalı olarak dediklerine bakalım:

Şia İmâmiyyenin, Buhari’nin Sahihine mukabil olarak gördükleri el- Kuleyni (ö. 329/941)nin “el-Usul Mine’l-Kafi” isimli kitabında:
“Ca’fer-i Sâdıktan rivâyet edilen bir habere göre “Cebrâil’in Hz. Muhammed’e getirdiği Kur’ân, 17.000 âyet idi” denilmektedir. Bu habere göre Kurân’ın büyük bir kısmının zâyi edilmiş olacağı intibâı verilmektedir. Şii anlayışına göre bu kaybolan kısım Ehl-i Beyt indinde muhafaza edilmektedir.” (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 422 “Alıntısı, el-Kâfi IV. 446.” Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )

“el-Kuleyni, Ebû Abdillah’a bir söz atfeder. Uydurma olduğu açıkça belli olan bu uzun söze göre güya Peygamber (S.A.V). Ali’ye bir kapı öğretmiş ki. Her kapıdan bin kapı açılırmış. Ali evlâdında, el-Câmi’ denilen, Hz. Peygamber’in arşını ile yetmiş arşın uzunluğunda, Peygamber tarafından Ali’ye yazdırılmış bir sahife varmış. Bu sahibede helâl, harâm ve insanların muhtaç olduğu her şey yazılı imiş. Bir de Hz. Fâtıma’nın Mushaf’ı varmış ki, bu günkü Mushaf’ın üç misli büyüklüğünde imiş ve onda bu günkü Mushaf’tan tek kelime dahi yokmuş.”
“Daha garibi de var: Allah’ın Resûlü vefat edince, Fâtıma çok ağlamış, onu teselli etmek için bir melek onunla konuşuyormuş. Fâtıma bunu Ali’ye şikâyet etmiş, Ali demiş ki:
- Meleğin geldiğini hissedince bana söyle. Nihayet Fâtıma meleğin geldiğini Ali’ye söylemiş. Emiru’l - Müminin (Ali) melekten duyduğu her sözü yazmış. İşte o sözlerden bir Mushaf meydana gelmiş. Yalnız bu Mushaf’ta helâl ve harâma dâir bir şey yokmuş da gelecekte vuku bulacak olaylar varmış.” (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 423-424. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )
“Peygamber (a.s.) hasta döşeğinde yatarken Ali’ye (r.a.):
- Ali, dedi. Kur’an döşeğimin altında sayfalar, ipek ve varaklar üzerinde bulunmaktadır. Onları alın toplayın. Yahûdilerin Tevrât’ı zâyi ettikleri gibi, siz de Kur’an’ı zâyi etmeyin.
Ali gidip, Kur’an’ı sarı bir örtü içine doldurdu, evine götürüp üzerine mühür vurdu, “bunu derleyip bir araya getirmedikçe abamı giymeyeceğim” dedi. Kapısına biri gelse onu karşılamak için abasız çıkardı. Nihayet Kur’an’ı derledi. Derledikten sonra insanlara çıkardı:
- İşte Allah’ın Kitabı, onu Allah’ın Muhammed’e indirdiği biçimde iki kapak arasına topladım dedi.
- Bizim yanımızda Kur’an’ı içinde toplayan bir Mushaf var, bizim senin dediğine ihtiyacımız yok dediler.
- Vallahi dedi, benden günah gitti. Bundan sonra onu bir daha göremezsiniz, ben size haber vereyim dedim.” (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 422-423. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )
“İmamiyye Şia’sı, bazı ayetlerin, bazı kısımlarının çıkarıldığına kâil olmuşlardır. Bunlara âit misalleri el-Kuleyni’nin “el-Usûl Mine’l-Kafi”sinden vermeye çalışalım:
Ahzâb Sûresinin 71. Ayetini “Kim Allah’a ve Peygamberine (Ali ve Ali’den sonraki imamlarının velâyeti hususunda) itaat ederse, büyük bir kurtuluşa ermiş olur” şeklinde okumuşlar ve bu âyet böyle nâzil oldu, şeklinde Ca’fer-i Sâdıktan nakletmişlerdir.” Böylece parantez içerisinde ki ifadenin Kur’an’dan çıkarılmış olduğunu iddia etmektedirler.
“Nisâ sûresinin 66 ncı ayetinin bir bölümü olan”... Kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi olurdu” âyetini “kendilerine verilen (Ali hakkındaki) öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi olurdu” şeklinde indiğini söylemektedirler.”
“İsrâ Sûresinin 89.“...öyleyken insanların çoğu (küfürde) nankör olmakta direndiler” âyetini” ...öyleyken insanların çoğu (Ali’nin velâyeti hususunda) nankör (kafir) olmakta direndiler” şeklinde Cibril’in indirdiğini. Kezâ, Kehf sûresinin 29. “De ki: Gerçek Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin, şüphesiz zalimler için ateş hazırladık” ayetinde Cibril’in “De ki (Ali’nin velâyeti hakkındaki) gerçek Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. Şüphesiz (Muhammed’in ashâbından olan) zâlimler için ateş hazırladık” bu şekilde indirdiğini söylemişlerdir.”
“Bakara sûresinin 59. “(Buna rağmen içlerinden) zulmedenler sözü, kendilerine söylenenden başka bir şekle çevirmişlerdi de, Biz de, o zâlimlerin üzerine fasıklık etmelerinden dolayı gökten bir azab indirmiştik” âyetine, Cebrâil’in, Peygamber’e “ Âma, (Muhammed ashâbının hakkına) zulmedenler, kendilerine söylenmiş olan sözü, başka sözle değiştirdiler. Bizde, (Muhammed ashâbının hakkına) zulmeden zâlimlere, yoldan çıkmalarından dolayı gökten azab indirdik” şeklinde indiğini zikretmektedirler.
Bakara sûresinin 23. “Kulumuz (Muhammed)’e indirdiğimiz Kur’an’dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin...” âyetini, Cebrail’in, Muhammet’e “Kulumuz Muhammet’e (Ali hakkında) indirdiğimiz Kur’an’dan şüphe ediyorsanız, sizde onun benzeri bir sûre meydana getirin” şeklinde indiğini söylemişlerdir.” (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 den alıntılar. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )

“Kısacası, ilk asırdan beri İmâmiye şiası iddialarına göre Ali ve Ehl-i Beyti öven bir çok âyet Kur’an’dan çıkarılmıştır. Diğer bir deyimle Kur’an, Ebû Bekr, Ömer ve Osman tarafından tahrif edilmiştir. Meselâ, Ahzab sûresi, Enâm süresi kadar uzundu. Bu sûreden Ehl-i Beytin faziletleriyle ilgili âyetler çıkarılmıştır. Fâtıma’nın Mushaf’ı elimizdeki Kur’an’ın üç misli kadar büyüktü” diyebilmektedirler. (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 444 “Alıntısı, el-Kâfi I. 239.” Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )

Bu şekilde daha birçok misalleri gerek el-Kâfi’de ve gerekse diğer İmamiyye Şia’ı kitaplarında bulmak mümkündür. Her ne kadar İmamiyye Şia’ı tarafından din alimi olarak kabul edilen bazı kimseler, İmamiyye Şia’sının muteber kabul ettiği rivayet kaynaklarında mevcut olan bu iddiaları kabullenmiyorlarsa da, bu gibi kimselerin karşı çıkması şahsi iddiadan öteye gitmez, zira bir inanışta sistem önemlidir. Öyle ki bu müelliflerin kendi hadis kitaplarından habersiz olmaları ve bu hadislere dayalı olarak İmamiyye Şia’sınca benimsenen sistemden habersiz olmaları beklenemez. Onun için bazı kimselerin kısmi öz eleştiriler yapmalarının sistemleri açısından pek bir önemi yoktur. Bütün Sünni gruplarda; İmamiyye Şia’sı ve diğerlerinde değişmez kural, Kur’an’a karşı hadislerin baskın olduğu inancıdır, diğer bir ifadeyle, daha öncede birçok yerde örnekleriyle belirttiğim gibi, hadislerin Kur’an’a karşı öncelikli ve Kur’an ayetlerini nesh ede bildiği inancıdır. Zaten böyle bir inanç, Kur’an’la olan bütün bağları koparma ve Kur’an’ı açıkça reddetme manasındadır.
İslam dini açısından olmazsa olmaz olan şu hususlar muhakkak dikkate alınmalıdır:
1- Kur’an, Allah tarafından korunmuş olduğundan, hiçbir yaratık tarafından değiştirilemez. Ona batıl sokulamaz. Aksini iddia etmek Kur’an ayetlerini red etmek olduğu gibi; Kur’an’a karşı haksız bir iftira olmaktan da öteye gidemez.
Kur’an’dan mealen:

- Zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz; ve O’nun koruyucusu da elbette biziz. 15/9

- O (yanlış yola sapa)nlar kendilerine gelen Zikri (Kur’an’ı) inkâr ettiler. Halbuki o, öyle eşsiz bir Kitâb’dır. 41/41

- Ki ne önünden, ne de ardından ona bâtıl gelmez, hikmet sâhibi, çok övülen (Allah)dan indirilmiştir. 41/42

2- Kur’an Batıni (gizli) öğreti ihtiva etmeyen; Mubin (apaçık ) bir kitaptır. Onda ki öğretinin, hiçbir şifre, labirent veya muamma yönü yoktur. Anlaşılması, Allah tarafından kolaylaştırılmış olmakla; anlaşılması kolay, Bütün dini hususlarda yol gösterici; her çeşit örneğe sahip; dini hiçbir konuda acze düşmeyen, İslam dini öğretisinde başka hiçbir kaynağa ihtiyaç göstermeyen hür bir kitaptır. Onu başka kaynaklara muhtaç göstermek isteyenler, onu anlamamış ve onu tahakküm altına almak suretiyle susturmak isteyen; Kur’an karşıtı kimselerdirler. Onun ayetleri mufassal (detaylı) indirilmiş olduğundan kendi dışındaki hiçbir tefsire de ihtiyacı yoktur. Peygamber dahi ona uymakla yükümlüydü. Ve daha birçok özellikleri vardır; bunların tamamından bahsetmek ayrı bir kitap yazmayı gerektirdiğinden sadece bazı örnekler verecek olursam, mealen:

- Elif lâm râ . Bunlar Kitâb’ın ve apaçık (mûbin) Kur’an’ın ayetleridir. 15/1

- Tâ sin. Bunlar Kur’an’ın ve apaçık (mûbin) Kitâb’ın ayetleridir. 27/1

- Elif lâm râ. (Bu), bir Kitâb’dır ki, hikmet sahibi, her şeyden haberi olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da güzelce açıklanmıştır. 11/1

- Onunla (Kur’an’la) Allah rızâsının peşinde gidenleri esenlik yollarına iletiyor ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletiyor. 5/16

- Allah, size Kitabı açıklanmış (tafsilatlı) olarak indirmiş iken ben ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitab verdiklerimiz. O (kur’a)nın, gerçekten Rabb’in tarafından indirilmiş olduğunu bilirler, onun için hiç kuşkulananlardan olma. 6/114

- Rabb’inin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir. 6/115

- Yeryüzünde bulunan (insan)ların çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar. 6/116

- De ki: “Ben peygamberlerden ilk (defa gelen de) değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Ben ancak bana vahy olunana uyuyorum. Ben bir uyarıcıdan başka bir ferd değilim!” 46/9

- Rabbi’nin Kitabı’ndan sana vahye dileni oku: O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O’ndan başka sığınılacak bir kimse de bulamazsın. 18/27

- (Peygamberler), apaçık mucizeler ve kitaplarla (gönderildiler). İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için sana da bu Kur’an’ı indirdik. Umulur ki düşünüp anlarlar. 16/44

- Bu (Kur’an) insanlara bir açıklama, (Allah’tan) korkanlara yol gösterme ve öğüttür. 3/138

- Andolsun biz Kur’an’da insanlara her çeşit misali türlü biçimlerde anlattık, ama insanlardan çoğu, inkarda (kafirlikte) direttiler. 17/89

- Andolsun biz bu Kur’an’da insanlara her çeşit misali türlü biçimlerde anlattık. Ama insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür. 18/54

- Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik. 39/27

- Her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit getirdiğimiz gün, senide bunların üzerine şahit getirmiş olacağız. Sana bu kitabı, her şeyi açıklayan ve müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik! 16/89

- Andolsun! Biz, Kur’an’ı zikir (öğüt alınması) için kolaylaştırdık. Artık öğüt alan yok mudur? 54/17

Görüldüğü gibi, Kur’an, Allah’ın korumasında olan değiştirilemez bir kitaptır, aksini iddia etmek, bu konuda yukarıda mealini yazmış olduğum ayetleri inkar etmek olduğu gibi daha başka birçok ayeti de inkar etmek demektir. Kur’an’dan herhangi bir şeyi inkar etmek ise küfürdür.

3- Kur’an’da bâtın yani gizli mana olduğunu iddia etmeleri: “İmamiyye Şia’sı, Kur’an’ın zâhir (açık) ve bâtın (gizli) manası olduğunu ileri sürer...... Onların iddialarına göre Allah Teâla, Kur’an’ın zâhirini, tevhide, nübüvvete ve risalete çağırmaya; batınını da, imâmet, velâyet ve buna bağlı olan şeylere davete mahsus kılmıştır.................. İnsan için Kurân’ın zâhiri nasıl vacip ise bâtınına inanmak da aynı şekilde vaciptir.” derler. (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 416.)
“Kur’an’ın zâhiri manasına, bâtini yönden verdikleri mana, zâhiri manaya ne kadar uzak olursa olsun, İmamiyye Şia’sı, bu iki mana arasında mutlaka bir alaka kurmaya çalışır. Ve bütün gayretlerini bu işe sarf ederler. Bu iki mana arasında bir tenasüp (uygunluk) teşâbün (benzerlik) kurmaya kalkarlar. Bâtıni manaya inanma işini birazda zorla kabul ettirmeye çalışırlar ve şöyle derler: İnsan Kurân’ın zâhiri nasıl vâcib ise bâtınına inanmak da aynı şekilde vâciptir. Bu, Kurân’ın muhkem ve müteşabihine, nâsih ve mensûhuna inanmanın vâcib oluşu gibidir. Bu ilme tafsilli (detaylı) bir şekilde ulaşmak ta ehl-i beyt yoliyle olur, derler. Kısacası, Kurân’ın her iki manasını da yalnız ehl-i beytten gelir. Her iki manayı ancak ehl-i beytten olanlar bilir, başkaları değil bâtınını, zâhirinin bile birçoğunu bilemezler. Ehl-i beytten gelen mana anlaşılmasa dahi kabul etmek icâp eder. Kişi zâhire inanıp bâtınına inanmazsa her ikisini inkar eden gibi küfretmiş olur.” iddiasındalar. (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 416-417. )
“Kur’an’ı Kerim bütün ilimleri kapsamakta ve sayısız batınları içermektedir.” “Kur’an’ın bilgi çehrelerinden henüz kimi perdeler kalkmış değildir.” (Hamd, Endişe Yayınları. Sayfa 13 Mayıs 1990. Ali Asgar Rabbani-yi Halhali.)

İmamiyye Şia’sının bütün bu sözleri Kur’an’a uymayan iddialardır. Kur’an tamamen açık manalı, batın öğreti yönü olmayan, anlaşılması özel kimselerde; özel ırklarda ve soylarda tekelleşmeyen, her insanda mevcut olan normal duyularla anlaşıla bilen bir kitaptır. Onda asla batın öğreti diye bir husus mevcut değildir. Açık mana herkesçe aynı şekilde anlaşılabilecek olan sabit ve istismara müsait olmayan bir manadır. Batın mana ise bunun tam zıddı olarak, iddia edecek herkesin keyfi yorumuna bağlı ve istismara müsait ve asla yol gösterici olmayan bir manadır. Bu inanç yönünden öyle bir felaket bir olaydır ki, tek bir batın iddiasıyla dahi kalmadan, batının da batını şeklinde sürer gider. Bu konuda, İmam Ali ibn-i Ebi Tâlibe atfedilen Nehc’ül-Belâga’da şöyle denmektedir:
“Gerçekten de Kur’an’ın dışı güzel mi, güzeldir; insan şaşırır kalır; iç yüzüyse derin mi, derindir; sonuna erilemez; künhüne (tamamına) varılamaz. Sırlarının sonu bulunamaz.” (Nehc’ül- Belâga. Terceme, Abdulbaki Gölpınarlı, Sayfa 95 Neşriyat Yurdu, Yeni Şark Maarif Kütüphanesi 1972 baskısı. )
Görüldüğü gibi, Kur’an ayetleri için açık ve sabit bir mana kabul etmeyerek, sonsuz derecede gizli manalar iddia etmektedirler. Ve hatta demektedirler ki: “Kur’an’ın devre mahsûs manası vardır. Zaman değişmesiyle, Kur’an’ın manası yenilenir (tazelenir). Buna bağlı olarak bir birine muhalif, zıt manalar olabilir. Ayetin başı bir şey sonu başka bir şey için geçerli olabilir.” (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 418. )

Böylece, Kur’an ayetlerinde istikrar olmadığını söyledikleri gibi, ayrıca zıtlık (çelişki) olabileceğini de iddia etmektedirler. Durumun böyle olmadığını, Kur’an ayetlerinden örnekler vererek belirtmeden önce batini tefsir anlayışlarıyla ilgili örnekler verecek olursam:
İnşikak sûresinin (mealen) 19. “(Ey İnsanlar) Siz mutlaka tabakadan tabakaya bineceksiniz.” ayetinin batini manasında, bu ümmetin de geçmiş ümmetler gibi, peygamberlerden sonra gelen vasilere zulmedeceklerine işaret olduğunu söylerler. Onlara göre zâhirde genellik ifade eden lafız, bâtında özellik ifade edebilir. Mesela, “el-Kâfirun” lafzı zahirde bütün kafirleri ifâde edebilirken, bâtında da Ali’nin velâyetini inkâr edenleri, kastettiğine hükmedilir. Zahirde (açık manada) geçmiş milletlere veya onların fertlerine âit olan bir hitap, bâtini manada bu ümmete hitap olabilir. Meselâ, A’raf sûresinin (mealen) 159. “Musa kavminden bir cemaat vardır ki, hakka irşat ederler ve hak ile hükmederler.” ayetindeki “Musa’nın milletini” bâtini manada manada “İslam ehlidir” demişlerdir. (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 417-418 Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )
Gerçekte, ayette bahsi geçen kimseler İslam ümmetinin mensuplarıdırlar, fakat bu, Kur’an’da onlardan konu itibariyle belirli bir topluluk olarak bahsedilmediği manasına gelmez.“Bazen da sadece bâtın manayı kullanarak zâhiri terk etmişlerdir. Meselâ, Isrâ Sûresinin 74-75. “Sana sebat vermemiş olsaydık, an dolsun ki, az da olsa onlara meyledecektin. O takdirde sana, hayatında, ölümünde kat kat azabını taddırırdık, sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın” âyetinde, onlar zâhiri manasının murad edilmediğini, Hz. Peygamber’e böyle bir hitâbın lâyık olamayacağı düşüncesinden hareket ederek bu âyette Hz. Peygamber’in kast olunmadığını, kast olunanın geçmişte olan bir kimse olduğunu yahut ta (Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle) kabilinden olduğunu söylerler.” (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 418 Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )
Yahut ta, Yunus sûresinin 15. âyetinde geçen “Kafirlerin mevcut kuranı istemeyerek , peygamberden değiştirmesini ve başka bir Kur’an getirmesini” istemeleri olayını. İmâmiye şiası, Ali’ye irca ederek, “ Ali’yi değiştir” şeklinde anlaşılması gerektiğini ifade etmişlerdir. Halbuki, Kur’an’da geçen sözlerin ne Ali’yle nede Ali’nin hilafetiyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. (Bak.Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 418 Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )
Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Nehc’ül-Belâga’da, Ali’ye isnat ettikleri şu söz dikkate alındığında. Onların, Kur’an denince ne anladıkları kolayca anlaşılır. Şöyle ki:
“Ali (A.M.) İbn-Abbâs’ı Haricilerle görüşmeye gönderirlerken, << Onlarla Kur’an’a dayanarak bahse girişme; çünkü Kur’ân bir çok yönü olan, türlü yorumlarla yorumlana bilen bir kitaptır; sen söylersin, onlar da söylerler: onlara sünnete dayanarak delil getir; çünkü ondan kaçmaya yol bulamazlar>> buyurmuşlardır. ( Târih Boyunca İslâm Mezhepleri ve Şiilik Sayfa 25-26, Abdulbâkıy Gölpınarlı, Alıntısı Nehc’ül-Belâğa tercemesi ve şerhi; s.324-325. Der Yayınları İstanbul 1987.)

Evet, Kur’an konusundaki bir iddiaları da bu şekildedir. Bu öylesine ağır bir sözdür ki, Kur’an’dan öte, Allah’a bir saldırı ve iftiradır. Zira söyledikleri bu sözlere göre, İslam dini, Allah kelamı olan Kur’an’dan anlaşılmamakta, başka bir ifade ile, Allah, indirmiş olduğu Kur’an’la İslam dinini net bir şekilde öğretememekte, kul sözleri ise net ve anlaşılır bir şekilde İslam dinini ortaya koya bilmektedir. Şu bilinmelidir ki, herhangi bir şeyi öğretmede en üstün ve en yüce olan Allah’tır. Allah’ın kelamı olan Kur’an en açık ve en kolay anlaşıla bilen bir kitaptır. Allah, hiçbir hususta acze düşmez, her istediğini hakkıyla yapandır. Allah’ın her istediğini öğretmeye gücü yeter. O’nun öğretmediği herhangi bir şeyi, kainatta kimse bilemez. Kur’an ise öğrenelim diye bizler için indirmiş olduğu bir kitaptır. Bu konuda örnek verecek olursam, Kur’an’dan mealen:

- Rahmân (çok merhametli Allah). 55/1

- Kur’an’ı öğretti. 55/2

- İnsanı yarattı. 55/3

- Ona beyânı (konuşup, düşüncelerini açıklamayı) öğretti. 55/4

Peygamberler dahil herkes, Allah’ın öğretmesine muhtaçtır. Zira, peygamberlere de öğreten Allah’tır. Kur’an’dan mealen:

- Biz ona (Muhammed’e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O (nun getirdiği), sâdece bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. 36/69

- (Bu Kur’an Muhammed’e verildi)ki, diri olanları uyarsın ve inkâr edenlere de (azab) sözü hak olsun. 36/70

- (Allah) Âdem’e isimlerin tümünü öğretti, sonra anları meleklere arz edip: “Haydi, doğru iseniz onların isimlerini bana söyleyin.” dedi. 2/31

- Dediler ki: “Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim ilmimiz yoktur. Şüphesiz (her şeyi) en iyi bilen, alim ve hakim olan ancak sensin. 2/32

Kur’an’da batini hiçbir öğreti olmadığına dair Kur’an’dan mealen:

- Andolsun, sana apaçık âyetler indirdik, onları yoldan çıkmışlardan başkası inkâr etmez. 2/99

- Andolsun ki biz size (gerekeni) açık açık bildiren âyetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvâya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik. 24/34

Kur’an her isteyenin keyfine göre türlü yorumlara gelen; mana istikrarından uzak bir Kitab değildir. Haşa, böyle bir durum söz konusu olsaydı, çelişki ve eğriliklerle dolu olurdu. Kur’an’da çelişki ve eğrilik yoktur, Kur’an’dan mealen:

- O Allah’a ham dolsun ki, kuluna Kitâbı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı. 18/1

- Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer (o) Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şeyler bulurlardı. 4/82

Kur’an ayetleri muhkem olup kesindir. Kur’an’dan mealen:

- Elif lâm râ. (Bu), Kitâb’dır ki, hikmet sahibi, her şeyden haberi olan (Allah) tarafından ayetleri kesin (muhkem) kılınmış, sonra da güzelce açıklanmıştır. 11/1

Kur’an en doğru yola götürür. Kur’an’dan mealen:

- Geçekten bu Kur’an en doğru yola iletir ve iyi işler yapan müminlere, kendileri için büyük bir ecir olduğunu müjdeler. 17/9
 

SAYFA DEVAMI ►  2. KİTAP BÖLÜM 4