2. Kitap Bölüm 3
Peygamberi övmek değildir. Bu toplantılarda mevlit diye
okudukları sözleri Kur’an’ın önüne geçirmek veya Kur’an’la aynı
şeymiş gibi kabul etmek İslam dini açısından olacak şey değildir.
Bizzat şahit olduğum bir olayda, mevlithanlardan biri. Bu mevlit
Kuran’dır, Kuran’dan alınmadır diye takdim etti. İslam dinine karşı
böylesine bir saçmalığı sanırım, Ebu Cahil bile sarf etmemiştir.
Peygamberi övmek isteyenler ona salavat getirsinler, Kur’an’da
belirtilen hususiyetlerini anlatsınlar, doğru olan budur.
9- Kendisi ile Allah arasına, kendisine tevekkül edeceği, onlara
yalvaracağı ve onlardan yardım isteyeceği vasıtalar koyan kimse,
küfre girmiştir. Demeleri:
İslam dininde dua, doğrudan Allah’a yapılır. Kullar, birbirlerinin
iyiliği için Allah’a dua edebilirler, Allah’ım falana rahmet et, ona
şifa ver demek, İslam dinine aykırı olan bir dua değildir, örneğin:
cenaze namazı ölü için Allah’a yapılan bir duadır. Fakat duası
beklenen şahsı, Allah’la kendisi arasında bir baskı vasıtası görmek,
ona yalvarmak, ona adak adamak, İslam dininde kabul edilmeyen ve
kişiyi müşrik yapan davranışlardır. Hele, Allah’tan başkasına dua
etmek, dua yoluyla ondan yardım beklemek, o kişiyi İlah edinmedir ve
dolayısıyla şirktir. Kur’an’dan mealen:
- (Yâ Rabbi), Ancak sana ibadet eder, ancak
senden yardım isteriz! 1/5
10- Allah’ın kitabı ve Resûlünün sünnetinde bulunmayan bir şeyi
(bidat) ortaya koyan kimse mel’undur ve ortaya attığı şey de
reddedilir. Demeleri.
Hiç kimse Allah’ın kitabı olan Kur’an’a aykırı ve onda temelini
bulmayan her hangi bir şeyi İslam dini adına ortaya koyamaz. Öyle
bir şeye inanması ve iddia etmesi Kur’an’ı red etmesi; dolayısıyla
İslam dışı olması demektir. Sünnet konusuna gelince, Peygamber
hiçbir zaman Kuran’a aykırı bir dini tebliğ yapmamıştır. Fakat
kendileri de bir Sünni ekol olmaları itibariyle, peygambere mal
etmek suretiyle, sünnet diye neleri rivayet ettiklerini bu kitabın
birinci cildinde uzun uzadıya örneklerle izah ettim. Dolayısıyla
yapmış oldukları dini tehditleri bizzat kendileri işlemektedirler.
11- Nazar değmemesi için nazar boncuğu taşımak, muska takınmak,
ağaç, taş ve benzeri şeyleri kutlu saymak, Allah’tan başkası için
kurban kesmek, Allah’tan başkası için adak adamak, belânın,
hastalığın yok olması için boncuk, ip, hamaylı ve benzeri şeyleri
takınmak, yıldız falı ve benzeri şeylere inanmak, salih kişilere
saygı gösterip onlardan dua yoluyla yardım dilemek, şirktir.
Demeleri:
Nazar değmemesi için, nazar boncuğu taşımak taşımak gibi şeylere
inanmak, muska takmak suretiyle muskanın kendisini koruyacağına
inanmak şirktir. Kurban yalnız Allah için kesileceğinden, Allah’tan
başkası için kurban kesmek şirktir. Allah’ın kutsal olduğunu
bildirdiği, örneğin: Tuva vadisi ve Kabe gibi şeyler dışında
herhangi bir şekilde, ağaç ve benzeri şeyleri kutlu saymak şirktir,
zira bir şeyi kutsal yapan Allah’tır, Allah’ın kutsal kılmadığını
hiç kimse kutsal sayamaz. Yani kısaca bu konuda iddia ettikleri, fal
açmak ve Allah’tan başkasından dua yoluyla bir şey istemek dahil
olmak üzere söyledikleri doğrudur.
12- Beş vakit namazın cemaatle kılınması farzdır. Namazı terk eden
kimse kafirdir ve onlar hakkında dinden çıkmış (mürtet) hükmü
verilir. Demeleri.
Beş vakit namaz cemaatle kılınabileceği gibi yalnızda kılınabilir.
Kur’an’dan mealen:
- Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın
saatlerinde namaz kıl; çünkü iyilikler, kötülükleri uzaklaştırır.
Bu, ibret alanlara bir öğüttür. 11/114
Ayet mealinde görüldüğü gibi, namaz kılma emri tekildir, bundan da
kişinin tek olarak, farz namazlar dahil olmak üzere namaz
kılabileceği anlaşılır. Cemaatle namaz konusunda ise Kur’an’dan
mealen:
- Namaz kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle
berâber rükû edin. 2/43
Böylece, tek veya cemaatle namaz kılmanın mümkün olduğunu görmek
mümkündür. Cemaatle namaz kılmak iyidir, fakat farz olması Cuma
namazıyla ilgili bir husustur; Cuma namazının cemaatle kılınması
farzdır. Diğer namazlar, cemaat imkanına rağmen hem cemaatle, hem de
fert olarak yalnız kılınabilirler. Namazın terk edilmesi olayına
gelince. Namazı terk eden Mümin değildir, zira namazı terk etmek
Müminlerin vasıflarından değildir. Bu konuda, Kur’an’dan mealen:
- Felâha ulaştı o müminler, 23/1
- Ki onlar, namazlarında saygılıdırlar, 23/2
- Onlar namazlarını (vakitlerinde kılarak) korurlar. 23/9
Vehhabilerle ilgili olarak 13 ve 14 no.lu şıklardaki iddialara daha
önce değindiğimden tekrarlamayacağım, şu kadarını söyleyeyim ki, bu
iddialarıyla onlar açık bir şekilde Allah’ı Tecsim etmektedirler,
yani cisim saymaktadırlar. Allah’ı cisim saymak şirktir. Diğer
taraftan, Kütüb-i Sitte’deki ve Müsned’teki rivayetleri kabul
etmekle, Kur’an’dan uzak oldukları gibi, bu inançları dolayısıyla
Kur’an’ın İslam öğretisini red etmektedirler.
Örneğin, Kur’an’da, ab dest alırken ayakların mesh edilmesi
(silinmesi) emredilmiştir. Kur’an’ı dikkate almayarak ab destte
ayaklarını yıkayan Vehhabiler, İslam dini adına olur olmaz
iddialarda bulunacaklarına önce gidip ab dest almasını öğrensinler.
Vehhabileri, diğer Kütüb-i Sitte bağlılarından farklı inançları, ana
hatlarıyla bu şekildedir. Diğer taraftan, Kütüb-i Sitte’deki bütün,
Kur’an’a aykırı hususları aynen kabul ettiklerinden, Kur’an’dan çok
uzaktırlar.
İMÂMİYYE ŞİASI (İsnâaşeriyye) ON İKİ İMAM MEZHEBİ
Bugün İran’da yaygın olarak bulunan bu mezhebe “Câferiyye” mezhebi
de denmektedir.
Bunlar on iki masum imam kabul ettiklerinden dolayı, İsnâaşeriyye,
yani on ikiciler; İmamlara inanmayı imanın şartlarından biri olarak
gördüklerinden “İmâmiyye”; hem itikad hem de ibadet ve muâmelâtta
İmam Câfer es-Sadık’ın görüşlerine dayandıklarından “Câferiyye” de
denmiştir.
Bunlarında İslam anlayışlarının esasını diğer Sünni mezheplerde
olduğu gibi, Tek başına Kur’an değil, Kur’an ve Onunla birlikte
rivayetler teşkil etmektedir. Bir Sünni mezhep olmalarına rağmen
diğer Sünni mezheplerden ayrı olmalarının nedeni, hadis
kaynaklarıyla ilgilidir. Zira bunlar, Kütüb-i Sitte’yi kabul
etmeyip, kendilerine ait “Kütüb-i Erbaa” denen dört hadis kitapları
ile Nehc’ül-Belâğa isimli kitapları bulunmaktadır. Hadis
külliyatlarının ayrı olmasını temel fark olarak görmemin nedeni,
gerek İmamet anlayışlarındaki farklılıklar olsun, gerekse diğer bazı
farklılıklar olsun dayanağını hadis külliyatlarının değişik kaynaklı
olmasından almaktadırlar. İnançlarını ele alıp Kur’an’la
karşılaştırdığımda, zaman, zaman anlarla diğer Sünni gruplar
arasındaki bazı farklılıklara dikkat çekmeye çalışacağım.
Şia’i İmâmiyye'nin hadis anlayışı ve << Kütüb-i Erbaa - Dört Kitap>>
denen hadis kitapları ve yazarları şunlardır:
Şia’i İmamiyye, tıpkı Ehlisünnet gibi, hadislerin geçerli olup
olmaması konusunda o hadisin İsnat ettiği yani dayandığı ravi
zincirini esas almakta, fakat Ehlisünnet farklı olarak, kendilerince
kabul edilen hadislerin Ehl-i Beytin, cedlerinden rivâyet edilmiş
olduklarını iddia etmektedirler. Yani, kendilerince bir hadisin
kabul görmesi için o hadis senedinin, Örneğin: Sâdık, Bâkır’dan, o,
babası Zeyn’ül-Abidin Ali’den, o, babası Huseyn-i Sıbt’tan, o babası
Emir’ül-Mü’minin’den, o da Hazret-i Resûlullah’dan (Sallâllahu
aleyhi vesellem) rivâyet ederse kabûl ederler. Böylece Ehlisünnetin,
sahabe yoluyla gelen hadislere uyma iddiasına karşılık, İmâmiyye,
Ehlibeyt İmamları yoluyla gelen hadislere uyduklarını iddia
etmektedirler. Dikkat edilirse her iki tarafta da, temelde sistem
aynı olup, hadisin kabulüne esas Kur’an ölçüsü olmayıp, hadisin
dayandığı senettir.
Ehlisünnetteki altı hadis imamı ve bu imamlara ait Kütüb-i Sitte
denen altı hadis külliyatına karşılık. Şia’i İmamiyye mezhebinde üç
hadis imamı ve bu imamlara ait Kütüb-i Erbaa denen dört hadis kitabı
külliyatı vardır. Şöyle ki:
1. Ebû Ca’fer Muhammed b. Ya’kuub-i Küleydi (H.328 veya 329, M.939
Bağdat’ta Vefat) ye ait “el-Kâfi fi İlmi’d-Din” veya “Kafi” isimli
hadis kitabında 16199 hadis bulunmaktadır. Kitabını Usûl ve Fürû’a
dair iki bölüme ayırmıştır. I-VII. Bâbına el-Usûl mine’l-Kafi; VIII-XXX.
Bâblarına da el- Fûrû’mine’l-Kafi denir. Ehlisünnette Buhari ne ise
Şia’ İmamiyye de de Küleyni odur. İddia ettiklerine göre Gaybet-i
Suğra zamanında yani Mehdinin küçük gizlenme döneminde Küleyni’nin
“Kafi” isimli eseri, Mehdiyle irtibatta olduklarını iddia ettikleri
dört sefir tarafından Mehdiye arz edilmiş ve Mehdi’nin bu Kitab için
<< Kâfi, Şiamıza kafidir>> dediğini rivayet etmişlerdir. Bundan da
çok önemli bir husus ortaya çıkmaktadır. Öyle ki, Mehdi tarafından
onaylanmış ve içerdiği hadis senetleri Ehlibeyt’e dayalı olan “Kafi”
adlı hadis külliyatının her hadisi, kendisini Şia’ İmamiyye
mezhebine mensup gören herkesi kesin olarak bağlayıcı bir nitelik
taşımaktadır. Her ne surette olursa olsun bu hadislere aykırı söz
söyleyen kimse, kendisini Şia’ İmamiyye mezhebinin bir ferdi olarak
saysa dahi, tam anlamıyla Şia’ İmamiyye mezhebinin bir ferdi
olmayıp, söylemiş olduğu aykırı söz yalnız kendisini bağlamakta
olup, bu sözüyle Şia İmamiyye mezhebinin dışına çıkmış olur. Yani
eleştiri yapanın eleştirisi yalnız kendisini bağlar, Mehdinin
onayladığı hadisleri eleştirmekle de Şia İmamiyye mezhebinin dışına
çıkmış olur
2. Ebû - Ca’fer Muhammed b. Ali b. Huseyn b. Mûsâ b. Babeveyh’il -
Kum mi (355/966 da Bağdat’a gelmiş, 381/991 de Rey’de vefât
etmiştir.)nin <<Men Lâ Yahzuruh’ul - Fakıyh>> adlı eserinde 9044
hadis mevcuttur. “İbn’ Babeveyh” “Şeyh Sadûk” lakaplarıyla da anılan
Ebû - Ca’fer Muhammed b. Ali’ye << Ebû - Ca’fer-i Sâni>> de denir.
Şeyh Müfid’in üstadıdır. Yazmış olduğu
3. <<Men Lâ Yahzuruh’ul - Fakıyh>> isimli hadis külliyatı Şia-i
İmamiyye’nin hadise dâir ikinci ana kaynağını teşkil eder.
4. Ebû - Ca’fer Muhammed b. Hasan b. Aliyy-i Tûsi (Vefat 460/1068)
nin ustaları. Bağdat da ders almış olduğu Şeyh el-Mufid ve Şerif el-Murtazâ’dır.
Böylece Şeyh Sadûk’un eğitmiş olduğu şeyh Müfid tarafından
eğitilmekle, eğitim yönünden Şia İmâmiyyenin ikinci hadis imamı Şeyh
Sadukla bağlantısı açıktır. <<Şeyh’ut - Taife, Şeyh’ul - İmamiyye>>
ve << Şeyh Tûsi>> diye anılan Muhammed b. Hasan’a <<Ebû Ca’fer’i
Salis>> de denir. Hadis konusunda iki eser yazmış olup, bunlar 13059
hadis ihtiva eden <<Tehzib’ül - Ahkam>> ile 5511 hadis ihtiva eden
<<El - İstibsâru fi Ma’htelefe fihi mine’l - Ahbar>> isimli eserdir.
Bu iki eser Şia İmâmiyyenin üçüncü ve dördüncü hadis külliyatını
teşkil etmektedirler.
Bu dört hadis külliyatından başka Şerif er-Radi (406/1016)
tarafından yazılmış olan, ve Ali b. Ebi - Talibe isnad edilen
hüdbeleri, sözleri, öğütleri, vasiyetleri, mektupları ve vecizeleri
içeren << Nehc’ül-Belâğa >> isimli kitapta yine Şia İmâmiyyenin
temel kaynaklarından biridir.
Şunu da belirteyim ki, nasıl peygamber adına hadisler uydurulmuşsa,
Şia İmamiyye tarafından Ehlibeyt olarak tanımlanan, aslında
peygamberin Ehli olan kimseler adına da hadisler ve sözler
uydurulmuş olduğu hususunun da dikkate alınması gerekir. Bu itibarla
uydurulmuş olan sözler, peygamberin Ehlini değil, uydurmuş olan
kimseleri bağlar. Şia İmamiyye kaynaklarından örnekler verdiğimde bu
hususun böylece dikkate alınması gerekir.
I- ŞİA İMAMİYYE’YE GÖRE KUR’AN VE HADİSLERİN KONUMU
1- Hadislerin, Kur’an âyetlerini nesh yani iptal edebileceğini iddia
etmeleri:
Bu konuda, Nehc’ül- Beleğa’da, Kur’an’da farz olmalarına rağmen bazı
ayetlerin iptal edildiğinin sünnetle bildirildiğini böylece sünnet
esas alınarak Kur’an’da farz olan ayetlerin iptal edilebileceğini
yani sünnetin Kur’an ayetlerini nesh edebildiğini açıkça ifade
etmişlerdir. Her ne kadar bu sözde, sünnet nesh etmiyor, nesh
edildiği sünnetle bildirilmiş demekteyseler de bu neticeyi
değiştirmeyen bir dil sürçmesinden başka bir şey değildir. Çünkü
netice itibarıyla sünnet, Kur’an ayetlerini iptal etmiş olmaktadır.
Bununla da yetinmeyerek, Kur’an’da nesh edilmiş bazı ayetlerin, nesh
edilme olayını sünnetin iptal ettiğini ve uygulanmaları sünnet
tarafından devam ettirilir demektedirler. Özetlersem; Sünnetin
Kur’an ayetlerini nesh edebileceğini ve hatta Kur’an’da nesh edilmiş
ayetlerin neshini iptal edebileceğini iddia ederler. Bunun manası
hem dıştan, hem de içten Kur’an’a tahakküm çabasıdır. Söyledikleri
söz şudur: “Öyle âyetler vardır ki kitapta farzdır da nesh edilişi
sünnetle bildirilmiştir. Öyle âyetleri de vardır ki sünnetle vâcip
olmuştur, kitaptaysa terk edilmesine ruhsat verilmiştir.” (Nehc’ül-
Belâga. Terceme, Abdulbaki Gölpınarlı, Sayfa 26 Neşriyat Yurdu, Yeni
Şark Maarif Kütüphanesi 1972 baskısı. )
Bu iddialarının fıkıhlarında da geçerli olduğuna dair örnekler:
“Resûlullah evli olarak zina edeni recmetmiş, sonra ona namaz
kılmıştır, mirasını da, miras düşenlerine vermiştir. Adam öldüreni
öldürmüş, mirasını pay etmiştir. Hırsızlık edenin elini kestirmiş,
evli olmadığı halde zina edeni dövdürmüş fakat sonra Müslümanların
haklarından onlara düşen hakkı da kendilerine teslim eylemiştir;”
(Nehc’ül- Belâğa. Neşriyat Yurdu, Yeni Şark Maarif Kütüphanesi 1972
baskısı, Terceme, Abdulbâki Gölpınarlı, Sayfa 250-251 ).
“Aklı başında olan birisi, bilerek dileyerek, kendisine helâl
olmayan bir kadınla buluşursa, evli değilse, bekârsa, İslâm hükmünce
ona yüz sopa vurulur; sonra başı traş edilerek bir yıl müddetle,
bulunduğu şehirden uzaklaştırılır. Bu cezâyı yerine getirmek, İslâmi
hükümetin vazifesidir. Kadın da rızâsıyla, dileyerek bu işi
işlemişse yüz kamçı yer. Zinâ eden, evliyse, şehevi duygusunu meşru’
olarak helâlıyla tatmin edebileceği cihetle ona yüz kamçı
vurulduktan sonra recmedilerek öldürülür; kadın da aynı cezâya
çarptırılır.” (Ca’feri Mezhebi ve Esasları. Yazan, Âyetullah Kâşif-ül
Gıtâ. Çeviren Abdulbaki Gölpınarlı, Zaman Yayınları 1979 baskısı
Sayfa 107. )
Böylece , Kur’an’da olmayan recm cezasını, rivayetleri esas alarak
uyguladıklarından, sünnet yoluyla; bu Konudaki Kur’an ayetini nesh
etmiş olmaktadırlar.
Evli, bekar ayırımına göre, zina olayına recm cezası uygulamanın,
Kur’an’a aykırı olduğunu, ve bu şekilde bir uygulamanın, bu konuyla
ilgili Kur’an ayetini nesh olduğunu, Kütüb-i Sitte konusunu
işlerken, Kur’an’dan örnekler vererek belirttim.
Şia İmamiyye mezhebinde, Ehli Sünnet mezheplerinde olduğu gibi,
Kur’an’a aykırı birçok dini uygulamalar mevcuttur. Kur’an’a aykırı
yapılan her uygulama, Kur’an’ın o konuda bildirmiş olduğu hükmü red
veya başka bir ifadeyle nesh veya iptal manasındadır. Konuları
işlemeğe devem ettiğimde bunlardan örnekler verdim. Recm olayına,
Kur’an’ı nesh edişlerine bir örnek olsun diye burada deyindim.
2- Kur’an hakkındaki itikatları:
Dünyanın neresine gidilirse gidilsin iki değişik Kur’an bulmak
mümkün değildir. Kur’an, Allah tarafından korunduğu gibi; Kur’an’ı
taklit etmek mümkün değildir. Bu itibarla, gerek Ehli Sünnetin
elinde mevcut olan, gerekse Şia İmâmiyyenin elinde mevcut olan
Kur’an aynıdır ve Kur’an’ın kendisidir. Fakat iki tarafın elinde
mevcut ve kendilerince geçerli olan rivayetlerde Kur’an’a karşı
birçok saldırılar mevcuttur. Ehli Sünnetle ilgili olarak Kütüb-i
Sitte’yi işlerken bunlara ait örnekler verdim. Şimdi Şia İmâmiyyenin
bu ellerindeki rivayetlere dayalı olarak dediklerine bakalım:
Şia İmâmiyyenin, Buhari’nin Sahihine mukabil olarak gördükleri el-
Kuleyni (ö. 329/941)nin “el-Usul Mine’l-Kafi” isimli kitabında:
“Ca’fer-i Sâdıktan rivâyet edilen bir habere göre “Cebrâil’in Hz.
Muhammed’e getirdiği Kur’ân, 17.000 âyet idi” denilmektedir. Bu
habere göre Kurân’ın büyük bir kısmının zâyi edilmiş olacağı intibâı
verilmektedir. Şii anlayışına göre bu kaybolan kısım Ehl-i Beyt
indinde muhafaza edilmektedir.” (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail
Cerrahoğlu C.1 Sayfa 422 “Alıntısı, el-Kâfi IV. 446.” Diyanet İşleri
Başkanlığı Yayınları 1988. )
“el-Kuleyni, Ebû Abdillah’a bir söz atfeder. Uydurma olduğu açıkça
belli olan bu uzun söze göre güya Peygamber (S.A.V). Ali’ye bir kapı
öğretmiş ki. Her kapıdan bin kapı açılırmış. Ali evlâdında, el-Câmi’
denilen, Hz. Peygamber’in arşını ile yetmiş arşın uzunluğunda,
Peygamber tarafından Ali’ye yazdırılmış bir sahife varmış. Bu
sahibede helâl, harâm ve insanların muhtaç olduğu her şey yazılı
imiş. Bir de Hz. Fâtıma’nın Mushaf’ı varmış ki, bu günkü Mushaf’ın
üç misli büyüklüğünde imiş ve onda bu günkü Mushaf’tan tek kelime
dahi yokmuş.”
“Daha garibi de var: Allah’ın Resûlü vefat edince, Fâtıma çok
ağlamış, onu teselli etmek için bir melek onunla konuşuyormuş.
Fâtıma bunu Ali’ye şikâyet etmiş, Ali demiş ki:
- Meleğin geldiğini hissedince bana söyle. Nihayet Fâtıma meleğin
geldiğini Ali’ye söylemiş. Emiru’l - Müminin (Ali) melekten duyduğu
her sözü yazmış. İşte o sözlerden bir Mushaf meydana gelmiş. Yalnız
bu Mushaf’ta helâl ve harâma dâir bir şey yokmuş da gelecekte vuku
bulacak olaylar varmış.” (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu
C.1 Sayfa 423-424. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )
“Peygamber (a.s.) hasta döşeğinde yatarken Ali’ye (r.a.):
- Ali, dedi. Kur’an döşeğimin altında sayfalar, ipek ve varaklar
üzerinde bulunmaktadır. Onları alın toplayın. Yahûdilerin Tevrât’ı
zâyi ettikleri gibi, siz de Kur’an’ı zâyi etmeyin.
Ali gidip, Kur’an’ı sarı bir örtü içine doldurdu, evine götürüp
üzerine mühür vurdu, “bunu derleyip bir araya getirmedikçe abamı
giymeyeceğim” dedi. Kapısına biri gelse onu karşılamak için abasız
çıkardı. Nihayet Kur’an’ı derledi. Derledikten sonra insanlara
çıkardı:
- İşte Allah’ın Kitabı, onu Allah’ın Muhammed’e indirdiği biçimde
iki kapak arasına topladım dedi.
- Bizim yanımızda Kur’an’ı içinde toplayan bir Mushaf var, bizim
senin dediğine ihtiyacımız yok dediler.
- Vallahi dedi, benden günah gitti. Bundan sonra onu bir daha
göremezsiniz, ben size haber vereyim dedim.” (Tefsir Tarihi, Prof.
Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 422-423. Diyanet İşleri Başkanlığı
Yayınları 1988. )
“İmamiyye Şia’sı, bazı ayetlerin, bazı kısımlarının çıkarıldığına
kâil olmuşlardır. Bunlara âit misalleri el-Kuleyni’nin “el-Usûl
Mine’l-Kafi”sinden vermeye çalışalım:
Ahzâb Sûresinin 71. Ayetini “Kim Allah’a ve Peygamberine (Ali ve
Ali’den sonraki imamlarının velâyeti hususunda) itaat ederse, büyük
bir kurtuluşa ermiş olur” şeklinde okumuşlar ve bu âyet böyle nâzil
oldu, şeklinde Ca’fer-i Sâdıktan nakletmişlerdir.” Böylece parantez
içerisinde ki ifadenin Kur’an’dan çıkarılmış olduğunu iddia
etmektedirler.
“Nisâ sûresinin 66 ncı ayetinin bir bölümü olan”... Kendilerine
verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi olurdu”
âyetini “kendilerine verilen (Ali hakkındaki) öğüdü yerine getirmiş
olsalardı onlar için daha iyi olurdu” şeklinde indiğini
söylemektedirler.”
“İsrâ Sûresinin 89.“...öyleyken insanların çoğu (küfürde) nankör
olmakta direndiler” âyetini” ...öyleyken insanların çoğu (Ali’nin
velâyeti hususunda) nankör (kafir) olmakta direndiler” şeklinde
Cibril’in indirdiğini. Kezâ, Kehf sûresinin 29. “De ki: Gerçek
Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin, şüphesiz
zalimler için ateş hazırladık” ayetinde Cibril’in “De ki (Ali’nin
velâyeti hakkındaki) gerçek Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen
inkâr etsin. Şüphesiz (Muhammed’in ashâbından olan) zâlimler için
ateş hazırladık” bu şekilde indirdiğini söylemişlerdir.”
“Bakara sûresinin 59. “(Buna rağmen içlerinden) zulmedenler sözü,
kendilerine söylenenden başka bir şekle çevirmişlerdi de, Biz de, o
zâlimlerin üzerine fasıklık etmelerinden dolayı gökten bir azab
indirmiştik” âyetine, Cebrâil’in, Peygamber’e “ Âma, (Muhammed
ashâbının hakkına) zulmedenler, kendilerine söylenmiş olan sözü,
başka sözle değiştirdiler. Bizde, (Muhammed ashâbının hakkına)
zulmeden zâlimlere, yoldan çıkmalarından dolayı gökten azab
indirdik” şeklinde indiğini zikretmektedirler.
Bakara sûresinin 23. “Kulumuz (Muhammed)’e indirdiğimiz Kur’an’dan
şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin...”
âyetini, Cebrail’in, Muhammet’e “Kulumuz Muhammet’e (Ali hakkında)
indirdiğimiz Kur’an’dan şüphe ediyorsanız, sizde onun benzeri bir
sûre meydana getirin” şeklinde indiğini söylemişlerdir.” (Tefsir
Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 den alıntılar. Diyanet
İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )
“Kısacası, ilk asırdan beri İmâmiye şiası iddialarına göre Ali ve
Ehl-i Beyti öven bir çok âyet Kur’an’dan çıkarılmıştır. Diğer bir
deyimle Kur’an, Ebû Bekr, Ömer ve Osman tarafından tahrif
edilmiştir. Meselâ, Ahzab sûresi, Enâm süresi kadar uzundu. Bu
sûreden Ehl-i Beytin faziletleriyle ilgili âyetler çıkarılmıştır.
Fâtıma’nın Mushaf’ı elimizdeki Kur’an’ın üç misli kadar büyüktü”
diyebilmektedirler. (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1
Sayfa 444 “Alıntısı, el-Kâfi I. 239.” Diyanet İşleri Başkanlığı
Yayınları 1988. )
Bu şekilde daha birçok misalleri gerek el-Kâfi’de ve gerekse diğer
İmamiyye Şia’ı kitaplarında bulmak mümkündür. Her ne kadar İmamiyye
Şia’ı tarafından din alimi olarak kabul edilen bazı kimseler,
İmamiyye Şia’sının muteber kabul ettiği rivayet kaynaklarında mevcut
olan bu iddiaları kabullenmiyorlarsa da, bu gibi kimselerin karşı
çıkması şahsi iddiadan öteye gitmez, zira bir inanışta sistem
önemlidir. Öyle ki bu müelliflerin kendi hadis kitaplarından
habersiz olmaları ve bu hadislere dayalı olarak İmamiyye Şia’sınca
benimsenen sistemden habersiz olmaları beklenemez. Onun için bazı
kimselerin kısmi öz eleştiriler yapmalarının sistemleri açısından
pek bir önemi yoktur. Bütün Sünni gruplarda; İmamiyye Şia’sı ve
diğerlerinde değişmez kural, Kur’an’a karşı hadislerin baskın olduğu
inancıdır, diğer bir ifadeyle, daha öncede birçok yerde örnekleriyle
belirttiğim gibi, hadislerin Kur’an’a karşı öncelikli ve Kur’an
ayetlerini nesh ede bildiği inancıdır. Zaten böyle bir inanç,
Kur’an’la olan bütün bağları koparma ve Kur’an’ı açıkça reddetme
manasındadır.
İslam dini açısından olmazsa olmaz olan şu hususlar muhakkak dikkate
alınmalıdır:
1- Kur’an, Allah tarafından korunmuş olduğundan, hiçbir yaratık
tarafından değiştirilemez. Ona batıl sokulamaz. Aksini iddia etmek
Kur’an ayetlerini red etmek olduğu gibi; Kur’an’a karşı haksız bir
iftira olmaktan da öteye gidemez.
Kur’an’dan mealen:
- Zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz; ve
O’nun koruyucusu da elbette biziz. 15/9
- O (yanlış yola sapa)nlar kendilerine gelen Zikri (Kur’an’ı) inkâr
ettiler. Halbuki o, öyle eşsiz bir Kitâb’dır. 41/41
- Ki ne önünden, ne de ardından ona bâtıl gelmez, hikmet sâhibi, çok
övülen (Allah)dan indirilmiştir. 41/42
2- Kur’an Batıni (gizli) öğreti ihtiva etmeyen; Mubin (apaçık ) bir
kitaptır. Onda ki öğretinin, hiçbir şifre, labirent veya muamma yönü
yoktur. Anlaşılması, Allah tarafından kolaylaştırılmış olmakla;
anlaşılması kolay, Bütün dini hususlarda yol gösterici; her çeşit
örneğe sahip; dini hiçbir konuda acze düşmeyen, İslam dini
öğretisinde başka hiçbir kaynağa ihtiyaç göstermeyen hür bir
kitaptır. Onu başka kaynaklara muhtaç göstermek isteyenler, onu
anlamamış ve onu tahakküm altına almak suretiyle susturmak isteyen;
Kur’an karşıtı kimselerdirler. Onun ayetleri mufassal (detaylı)
indirilmiş olduğundan kendi dışındaki hiçbir tefsire de ihtiyacı
yoktur. Peygamber dahi ona uymakla yükümlüydü. Ve daha birçok
özellikleri vardır; bunların tamamından bahsetmek ayrı bir kitap
yazmayı gerektirdiğinden sadece bazı örnekler verecek olursam,
mealen:
- Elif lâm râ . Bunlar Kitâb’ın ve apaçık
(mûbin) Kur’an’ın ayetleridir. 15/1
- Tâ sin. Bunlar Kur’an’ın ve apaçık (mûbin) Kitâb’ın ayetleridir.
27/1
- Elif lâm râ. (Bu), bir Kitâb’dır ki, hikmet sahibi, her şeyden
haberi olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da
güzelce açıklanmıştır. 11/1
- Onunla (Kur’an’la) Allah rızâsının peşinde gidenleri esenlik
yollarına iletiyor ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa
çıkarıp dosdoğru bir yola iletiyor. 5/16
- Allah, size Kitabı açıklanmış (tafsilatlı) olarak indirmiş iken
ben ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitab
verdiklerimiz. O (kur’a)nın, gerçekten Rabb’in tarafından indirilmiş
olduğunu bilirler, onun için hiç kuşkulananlardan olma. 6/114
- Rabb’inin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır.
O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir,
bilendir. 6/115
- Yeryüzünde bulunan (insan)ların çoğuna
uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece
zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar. 6/116
- De ki: “Ben peygamberlerden ilk (defa gelen de) değilim. Bana ve
size ne yapılacağını da bilmiyorum. Ben ancak bana vahy olunana
uyuyorum. Ben bir uyarıcıdan başka bir ferd değilim!” 46/9
- Rabbi’nin Kitabı’ndan sana vahye dileni oku: O’nun sözlerini
değiştirecek kimse yoktur. O’ndan başka sığınılacak bir kimse de
bulamazsın. 18/27
- (Peygamberler), apaçık mucizeler ve kitaplarla (gönderildiler).
İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için sana da bu Kur’an’ı
indirdik. Umulur ki düşünüp anlarlar. 16/44
- Bu (Kur’an) insanlara bir açıklama, (Allah’tan) korkanlara yol
gösterme ve öğüttür. 3/138
- Andolsun biz Kur’an’da insanlara her
çeşit misali türlü biçimlerde anlattık, ama insanlardan çoğu,
inkarda (kafirlikte) direttiler. 17/89
- Andolsun biz bu Kur’an’da insanlara her çeşit misali türlü
biçimlerde anlattık. Ama insan tartışmaya her şeyden daha çok
düşkündür. 18/54
- Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur’an’da insanlara her
türlü misali verdik. 39/27
- Her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit
getirdiğimiz gün, senide bunların üzerine şahit getirmiş olacağız.
Sana bu kitabı, her şeyi açıklayan ve müslümanlara yol gösterici,
rahmet ve müjde olarak indirdik! 16/89
- Andolsun! Biz, Kur’an’ı zikir (öğüt alınması) için kolaylaştırdık.
Artık öğüt alan yok mudur? 54/17
Görüldüğü gibi, Kur’an, Allah’ın korumasında olan değiştirilemez bir
kitaptır, aksini iddia etmek, bu konuda yukarıda mealini yazmış
olduğum ayetleri inkar etmek olduğu gibi daha başka birçok ayeti de
inkar etmek demektir. Kur’an’dan herhangi bir şeyi inkar etmek ise
küfürdür.
3- Kur’an’da bâtın yani gizli mana olduğunu iddia etmeleri:
“İmamiyye Şia’sı, Kur’an’ın zâhir (açık) ve bâtın (gizli) manası
olduğunu ileri sürer...... Onların iddialarına göre Allah Teâla,
Kur’an’ın zâhirini, tevhide, nübüvvete ve risalete çağırmaya;
batınını da, imâmet, velâyet ve buna bağlı olan şeylere davete
mahsus kılmıştır.................. İnsan için Kurân’ın zâhiri nasıl
vacip ise bâtınına inanmak da aynı şekilde vaciptir.” derler.
(Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 416.)
“Kur’an’ın zâhiri manasına, bâtini yönden verdikleri mana, zâhiri
manaya ne kadar uzak olursa olsun, İmamiyye Şia’sı, bu iki mana
arasında mutlaka bir alaka kurmaya çalışır. Ve bütün gayretlerini bu
işe sarf ederler. Bu iki mana arasında bir tenasüp (uygunluk)
teşâbün (benzerlik) kurmaya kalkarlar. Bâtıni manaya inanma işini
birazda zorla kabul ettirmeye çalışırlar ve şöyle derler: İnsan
Kurân’ın zâhiri nasıl vâcib ise bâtınına inanmak da aynı şekilde
vâciptir. Bu, Kurân’ın muhkem ve müteşabihine, nâsih ve mensûhuna
inanmanın vâcib oluşu gibidir. Bu ilme tafsilli (detaylı) bir
şekilde ulaşmak ta ehl-i beyt yoliyle olur, derler. Kısacası,
Kurân’ın her iki manasını da yalnız ehl-i beytten gelir. Her iki
manayı ancak ehl-i beytten olanlar bilir, başkaları değil bâtınını,
zâhirinin bile birçoğunu bilemezler. Ehl-i beytten gelen mana
anlaşılmasa dahi kabul etmek icâp eder. Kişi zâhire inanıp bâtınına
inanmazsa her ikisini inkar eden gibi küfretmiş olur.”
iddiasındalar. (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa
416-417. )
“Kur’an’ı Kerim bütün ilimleri kapsamakta ve sayısız batınları
içermektedir.” “Kur’an’ın bilgi çehrelerinden henüz kimi perdeler
kalkmış değildir.” (Hamd, Endişe Yayınları. Sayfa 13 Mayıs 1990. Ali
Asgar Rabbani-yi Halhali.)
İmamiyye Şia’sının bütün bu sözleri Kur’an’a uymayan iddialardır.
Kur’an tamamen açık manalı, batın öğreti yönü olmayan, anlaşılması
özel kimselerde; özel ırklarda ve soylarda tekelleşmeyen, her
insanda mevcut olan normal duyularla anlaşıla bilen bir kitaptır.
Onda asla batın öğreti diye bir husus mevcut değildir. Açık mana
herkesçe aynı şekilde anlaşılabilecek olan sabit ve istismara müsait
olmayan bir manadır. Batın mana ise bunun tam zıddı olarak, iddia
edecek herkesin keyfi yorumuna bağlı ve istismara müsait ve asla yol
gösterici olmayan bir manadır. Bu inanç yönünden öyle bir felaket
bir olaydır ki, tek bir batın iddiasıyla dahi kalmadan, batının da
batını şeklinde sürer gider. Bu konuda, İmam Ali ibn-i Ebi Tâlibe
atfedilen Nehc’ül-Belâga’da şöyle denmektedir:
“Gerçekten de Kur’an’ın dışı güzel mi, güzeldir; insan şaşırır
kalır; iç yüzüyse derin mi, derindir; sonuna erilemez; künhüne
(tamamına) varılamaz. Sırlarının sonu bulunamaz.” (Nehc’ül- Belâga.
Terceme, Abdulbaki Gölpınarlı, Sayfa 95 Neşriyat Yurdu, Yeni Şark
Maarif Kütüphanesi 1972 baskısı. )
Görüldüğü gibi, Kur’an ayetleri için açık ve sabit bir mana kabul
etmeyerek, sonsuz derecede gizli manalar iddia etmektedirler. Ve
hatta demektedirler ki: “Kur’an’ın devre mahsûs manası vardır. Zaman
değişmesiyle, Kur’an’ın manası yenilenir (tazelenir). Buna bağlı
olarak bir birine muhalif, zıt manalar olabilir. Ayetin başı bir şey
sonu başka bir şey için geçerli olabilir.” (Tefsir Tarihi, Prof. Dr.
İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 418. )
Böylece, Kur’an ayetlerinde istikrar olmadığını söyledikleri gibi,
ayrıca zıtlık (çelişki) olabileceğini de iddia etmektedirler.
Durumun böyle olmadığını, Kur’an ayetlerinden örnekler vererek
belirtmeden önce batini tefsir anlayışlarıyla ilgili örnekler
verecek olursam:
İnşikak sûresinin (mealen) 19. “(Ey İnsanlar) Siz mutlaka tabakadan
tabakaya bineceksiniz.” ayetinin batini manasında, bu ümmetin de
geçmiş ümmetler gibi, peygamberlerden sonra gelen vasilere
zulmedeceklerine işaret olduğunu söylerler. Onlara göre zâhirde
genellik ifade eden lafız, bâtında özellik ifade edebilir. Mesela,
“el-Kâfirun” lafzı zahirde bütün kafirleri ifâde edebilirken,
bâtında da Ali’nin velâyetini inkâr edenleri, kastettiğine
hükmedilir. Zahirde (açık manada) geçmiş milletlere veya onların
fertlerine âit olan bir hitap, bâtini manada bu ümmete hitap
olabilir. Meselâ, A’raf sûresinin (mealen) 159. “Musa kavminden bir
cemaat vardır ki, hakka irşat ederler ve hak ile hükmederler.”
ayetindeki “Musa’nın milletini” bâtini manada manada “İslam ehlidir”
demişlerdir. (Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa
417-418 Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )
Gerçekte, ayette bahsi geçen kimseler İslam ümmetinin
mensuplarıdırlar, fakat bu, Kur’an’da onlardan konu itibariyle
belirli bir topluluk olarak bahsedilmediği manasına gelmez.“Bazen da
sadece bâtın manayı kullanarak zâhiri terk etmişlerdir. Meselâ, Isrâ
Sûresinin 74-75. “Sana sebat vermemiş olsaydık, an dolsun ki, az da
olsa onlara meyledecektin. O takdirde sana, hayatında, ölümünde kat
kat azabını taddırırdık, sonra bize karşı bir yardımcı da
bulamazdın” âyetinde, onlar zâhiri manasının murad edilmediğini, Hz.
Peygamber’e böyle bir hitâbın lâyık olamayacağı düşüncesinden
hareket ederek bu âyette Hz. Peygamber’in kast olunmadığını, kast
olunanın geçmişte olan bir kimse olduğunu yahut ta (Kızım sana
söylüyorum, gelinim sen dinle) kabilinden olduğunu söylerler.”
(Tefsir Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 418 Diyanet
İşleri Başkanlığı Yayınları 1988. )
Yahut ta, Yunus sûresinin 15. âyetinde geçen “Kafirlerin mevcut
kuranı istemeyerek , peygamberden değiştirmesini ve başka bir Kur’an
getirmesini” istemeleri olayını. İmâmiye şiası, Ali’ye irca ederek,
“ Ali’yi değiştir” şeklinde anlaşılması gerektiğini ifade
etmişlerdir. Halbuki, Kur’an’da geçen sözlerin ne Ali’yle nede
Ali’nin hilafetiyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. (Bak.Tefsir
Tarihi, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu C.1 Sayfa 418 Diyanet İşleri
Başkanlığı Yayınları 1988. )
Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Nehc’ül-Belâga’da, Ali’ye
isnat ettikleri şu söz dikkate alındığında. Onların, Kur’an denince
ne anladıkları kolayca anlaşılır. Şöyle ki:
“Ali (A.M.) İbn-Abbâs’ı Haricilerle görüşmeye gönderirlerken, <<
Onlarla Kur’an’a dayanarak bahse girişme; çünkü Kur’ân bir çok yönü
olan, türlü yorumlarla yorumlana bilen bir kitaptır; sen söylersin,
onlar da söylerler: onlara sünnete dayanarak delil getir; çünkü
ondan kaçmaya yol bulamazlar>> buyurmuşlardır. ( Târih Boyunca İslâm
Mezhepleri ve Şiilik Sayfa 25-26, Abdulbâkıy Gölpınarlı, Alıntısı
Nehc’ül-Belâğa tercemesi ve şerhi; s.324-325. Der Yayınları İstanbul
1987.)
Evet, Kur’an konusundaki bir iddiaları da bu şekildedir. Bu öylesine
ağır bir sözdür ki, Kur’an’dan öte, Allah’a bir saldırı ve
iftiradır. Zira söyledikleri bu sözlere göre, İslam dini, Allah
kelamı olan Kur’an’dan anlaşılmamakta, başka bir ifade ile, Allah,
indirmiş olduğu Kur’an’la İslam dinini net bir şekilde
öğretememekte, kul sözleri ise net ve anlaşılır bir şekilde İslam
dinini ortaya koya bilmektedir. Şu bilinmelidir ki, herhangi bir
şeyi öğretmede en üstün ve en yüce olan Allah’tır. Allah’ın kelamı
olan Kur’an en açık ve en kolay anlaşıla bilen bir kitaptır. Allah,
hiçbir hususta acze düşmez, her istediğini hakkıyla yapandır.
Allah’ın her istediğini öğretmeye gücü yeter. O’nun öğretmediği
herhangi bir şeyi, kainatta kimse bilemez. Kur’an ise öğrenelim diye
bizler için indirmiş olduğu bir kitaptır. Bu konuda örnek verecek
olursam, Kur’an’dan mealen:
- Rahmân (çok merhametli Allah). 55/1
- Kur’an’ı öğretti. 55/2
- İnsanı yarattı. 55/3
- Ona beyânı (konuşup, düşüncelerini açıklamayı) öğretti. 55/4
Peygamberler dahil herkes, Allah’ın öğretmesine muhtaçtır. Zira,
peygamberlere de öğreten Allah’tır. Kur’an’dan mealen:
- Biz ona (Muhammed’e) şiir öğretmedik,
(şiir) ona yakışmaz da. O (nun getirdiği), sâdece bir öğüt ve apaçık
bir Kur’an’dır. 36/69
- (Bu Kur’an Muhammed’e verildi)ki, diri olanları uyarsın ve inkâr
edenlere de (azab) sözü hak olsun. 36/70
- (Allah) Âdem’e isimlerin tümünü öğretti, sonra anları meleklere
arz edip: “Haydi, doğru iseniz onların isimlerini bana söyleyin.”
dedi. 2/31
- Dediler ki: “Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka
bizim ilmimiz yoktur. Şüphesiz (her şeyi) en iyi bilen, alim ve
hakim olan ancak sensin. 2/32
Kur’an’da batini hiçbir öğreti olmadığına dair Kur’an’dan mealen:
- Andolsun, sana apaçık âyetler indirdik,
onları yoldan çıkmışlardan başkası inkâr etmez. 2/99
- Andolsun ki biz size (gerekeni) açık açık bildiren âyetler, sizden
önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvâya ulaşmış kimseler
için öğütler indirdik. 24/34
Kur’an her isteyenin keyfine göre türlü yorumlara gelen; mana
istikrarından uzak bir Kitab değildir. Haşa, böyle bir durum söz
konusu olsaydı, çelişki ve eğriliklerle dolu olurdu. Kur’an’da
çelişki ve eğrilik yoktur, Kur’an’dan mealen:
- O Allah’a ham dolsun ki, kuluna Kitâbı
indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı. 18/1
- Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer (o) Allah’tan başkası tarafından
(indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şeyler bulurlardı.
4/82
Kur’an ayetleri muhkem olup kesindir. Kur’an’dan mealen:
- Elif lâm râ. (Bu), Kitâb’dır ki, hikmet
sahibi, her şeyden haberi olan (Allah) tarafından ayetleri kesin
(muhkem) kılınmış, sonra da güzelce açıklanmıştır. 11/1
Kur’an en doğru yola götürür. Kur’an’dan mealen:
- Geçekten bu Kur’an en doğru yola iletir
ve iyi işler yapan müminlere, kendileri için büyük bir ecir olduğunu
müjdeler. 17/9